"Çocukluğumun Gazoz Kokusu: Çanka, Uludağ ve Yeni Zafer"

Çocukken Çanakkale'deydik. 10 yaşına kadar..İlkokul 1 ya da 2 deyken yaz tatilinde babam hayatı öğreneyim diye samimi bir doktor arkadaşının karısının tam Cumhuriyet Meydanı'ndaki eczanesine çırak vermişti beni.

Görevim dükkanı süpürmek ve akşamüstü ısmarlanan gazozu içmekti. Haa,bir de günlük 1 lira yevmiye alıyordum.

Çok keyifle hatırladığım günler..Bu yaz kızları da çırak vereceğiz inşallah. Seneye okulun yurtdışı gezisine gitmek istiyorlar ve paraya ihtiyaçları var. Bu nedenle çıraklık yapmaya gönüllüler.

Konuyu dağıtmayalım, dediğim gibi eczanedeki görev tanımım akşamüstü ısmarlanan gazozu içmekti. 1980 yılından bahsediyoruz. Kapitalizm ve küreselleşmenin bu kadar gelişmemiş olduğu, yabancı markaların çok fazla hayatımızda yer almadığı bir dönem.

O zaman Çanakkale'de Çanka Gazozu diye bir gazoz vardı, o içilirdi. Şu anda hala var mı biliyorum, bu arada bu yaşımda gazozu hiç sevmem, neredeyse hiç içmem. Ama geçen gün gittigidiyor.com'da birisinin nostaljik Çanka gazozu şişesini satışa çıkardığını görünce birden o eski günlere gidiverdim.

Gazoza tadını şeker ve içindeki karbondioksit kaynaklı hava baloncukları verir.
Gazozu ben küçükken beyaz kola diye bilirdik. Aslında ilk önce pet şişe icad oldu, gazoz bozuldu. Gazoz dediğin Coca Cola gibi cam şişede olacak bir kere.
Biz çocukken düğünlerde mesela iğrenç kremalı bir pasta ile beraber gazoz ya da bazen limonata verilirdi. Market kavramı olmadığından öyle eve içecek pek sık alınmazdı. Hatta yemeğin yanında bir şey içme alışkanlığı da yoktu.

Sonra Bursa'ya taşındık. Orada da kaplıcaya gidilir yıkanılır, çıkınca gazoz içilirdi. Ama orada Uludağ gazozu içilirdi. Ama bende Çanka gazozu kadar yeri yoktur Uludağ gazozunun.

Aradan yıllar geçti, benim gazozla olan ilişkim handiyse tamamen koptu.

Üniversiteden mezun olduktan sonra o zaman sevgilim olan eşimin aldığı bir iş teklifini değerlendirmek için birkaç günlüğüne Denizli'ye gitmiştik.

Orada Yeni Zafer ile tanıştık. Şehrin meydanlarında yer alan sevimli çay bahçelerinde Yeni Zafer gazozu içiliyordu. Özellikle sade gazoz seven eşimin çok hoşuna gitmişti. Yeni Zafer hala aynı tadıyla  yaşıyor. Üstelik hep cam şişede..(1934'ten beri) Ege bölgesinde ve hatta Antalya'da da bulunabiliniyor. Bence iyi ki de Türkiye geneline yayılmamış, eminim o zaman tadı kaçardı. Aynı Köfteci Ramiz'in zincir olduktan sonra köftelerinin fabrikasyon olup tadının bozulması gibi..

Yeni Zafer gazozu ile ilgili söyleyebileceğim en ilginç şey ise şişesinde yazan "Bebeğiniz hayata anne sütü ile başlasın sağlıkla devam etsin."yazısı. Denizli'li anneler bebeklerin biberonlarına bu gazozdan çok koyuyorlar zaar, üretici de sosyal sorumluluk projesi  kapsamına bu cümleyi  yazmış üzerine..

Marketlerde içecek standlarında biliyorsunuz dünya çapında ünlü markaların değişik ürünlerini ve aynı ürünleri de değişik markalar altında buluyoruz.
Fakat geçtiğimiz dönemde bir süpermarkette Niğde gazozu gördüm ve "Bu market candır." dedim kendi kendime..Daha önce denemediğim halde yerel ürünleri destekleme kampanyası kapsamında aldım ve tattım. O da güzel bir gazoz. Ancak dediğim gibi tüm gazlı içeçeklere karşı önyargım olduğundan devamını getiremiyorum.




Gazoz aslında çocukluğumuza döndüren kokudur, taddır bizi..Hatırlar mısınız, ben daha küçükken bir gazoz reklamı vardı, tombiş kıvırcık saçlı bir kız çocuğu oyuncak ayısına gazoz içirmeye çalışır ve "On yüz milyon baloncuk yuttum" derdi.

Maçlarda iddialarda kazanma ölçüsü birimi olarak kullanılırdı, Nuri Alço kullanım şeklini oldukça değiştirmiş ve çocukluk ile özdeşleşen gazoz kavramını kirletmişti o zamanlar..

Haydi şimdi gidin alın bir gazoz, ama yerel bir gazoz, Sprite değil yani..Bir yudum alın ağzınıza ve kapatın gözlerinizi..Çocukluğunuza gittiğinizi göreceksiniz..Haaa, şişesini geri vermeyi unutmayın ama bakkala, muhtemelen depozitoludur o...

“Lüfer İçin Mektup Yazmak: Küçük Balıklara Büyük Umutlar”

Yaklaşık bir aydır, haftada  bir gün ofisimize  gelen bir iş ortağımız var.

Geçen Perşembe yine ofisimizdeydi. Fırsat oldu, öğlen birkaç arkadaş beraber yemeğe çıktık.

Hüseyin, balıklara, balıkçılığa ve özellikle de çevreye gönül vermiş biri. Geçen hafta yıllık izninde kalkıp Çanakkale’ye balık tutmaya gittiğini biliyordum.

Ama aslında hiçbir şey bilmiyormuşum.

Anlattı..

Herşey geçen sene 3 Kasım‘da başlamış. Hüseyin, Başbakan’a bir mektup yazmaya karar vermiş.

“Bu güzelim balığın geleceği sizin elinizde. Lütfen bir şeyler yapın. Gerekirse 2-3 yıl lüfer soyundan olan çinekop ve sarıkanat gibi balıkların avlanmasını yasaklayın.”
Daha önce bildiğiniz gibi Lüferle ilgili çeşitli kampanyalar başlatılmıştı. TÜDAV, Fikir Sahibi Damaklar gibi sivil toplum örgütleri “İstanbul Lüfere hasret kalmasın “ demiş, İstanbul’ daki bazı restoranlar 5 yıl boyunca lüfer satmamayı taahhüt etmişti.

Hatta Greenpeace küçük balıkların tüketilmemesi için ‘Sizinki kaç santim’ sloganıyla bir kampanya başlatmıştı.

İşte tüm bu sivil toplum örgütlerinin yapmaya çalıştığını, Hüseyin tek başına bir mektubuyla başarmış ve konunun gündeme alınmasını sağlamış.
Hüseyin’in mektubunu işleme koyan BİMER (Başbakanlık İletişim Merkezi), konuyu gereğinin yapılması istemiyle Tarım ve Köy işleri Bakanlığı’na iletmiş. Bakanlık da Hüseyin’e bir hafta içinde BİMER aracılığı ile yanıt vermiş. Bakanlık, Hüseyin’in  talebinin dikkate alınacağını, konunun avlanmayla ilgili düzenleme yapan Su Ürünleri İstişare Kurulu’ nda değerlendirileceğini belirtmiş.
Hüseyin bu olayın hemen ardından eşinin abisi ve hayattaki en has arkadaşını kaybetmeseymiş, konunun  üstüne daha fazla düşebilir, belki çok daha fazla yol alınmasını sağlayabilirmiş.

***
Lütfen balık almaya gittiğimizde 24 cm den küçük lüfer cinsi balık almayalım. Eğer hepimiz aynı bilinçte olur da almazsak, satacak kimseyi bulamayan balıkçı küçük balık tutmayacaktır. Boğaz’da arkadaşlarımıza, sevgilimize, eşimize hava atmak için ısmarladığımız her küçük balık, torunlarımızın önündeki tabaktan çaldığımız lüferler olacak.
Yoksa çocuklarımız lüfer’i dinazorlar gibi filmlerden ve kitaplardan göreceği bir "yaratık" sanacak.

Ben balıklar sadece çiftlikte yetiştirebildiğimiz  bir “bitki” olmasın diyorum ama, siz ne dersiniz?

Not : Hüseyin, iyi ki varsın...
Not 2: Bu olay bana gösterdi ki, vatandaş olarak, mektup yazarak, mail atarak her konuda hakkımızı arayabiliyor ve cevap alabiliyoruz. Lütfen bu hakkımızı hepimiz her platformda  kullanalım.