Datça’dan Bozburun’a, Sakinlikten Kalabalığa Tatilin Hikâyesi

Dün Datça'da kalmıştık.

Datça'nın içinde gündüz yüzmek, çay içmek hoş. Ünlü öğretmenevi yerle bir olmuş ve koy ve ufuk açılıvermiş.

Ama asıl Datça'nın gecesi çok güzel. Zekeriya sofrasında birbirinden leziz ve son derece ucuz yemekleri yiyip, üzerine Çınar Dondurma'ya gidip dondurma yemek gerekiyor. Bence kahvelisini deneyin, pişman olmazsınız.

Bu bölgenin başka bir olmazsa olmazı da lokma. Akşamları sahilde kurulan mini tezgahlardan lokmanızı alıp yiyorsunuz ve benim gibi tatlı sevmeyen biri bile yiyorsa varın gerisini siz tahmin edin.

Eşimin sürpriz yaparak bize katılmasının ardından annemler ve kuzenler İstanbul'a döndüler. Bizim kiraladığımız evin de süresi dolmuştu zaten.

Biz de yakınlarda tatile devam edelim dedik.

Yıllardır o taraflara gittiğimiz halde uğramadığımız ve ilk kez gittiğimiz Turgut şelalesi çok popülerdi. Onlarca jeep safari aracı turistlerle dolu olarak burayı ziyaret ediyordu. Her milletten turistin olduğu buz gibi sularda kızlar ve eşim yüzme ve atlama keyfi yaptılar.

Sonraki durağımız Bozburun oldu. Bu sene 3.kez gittiğim Bozburun gerçekten olağanüstü bir yer. Allah çok özenerek yaratmış. O kadar kapalı bir koy ki sakin, sıcak. Adalar ve yarımadalarla dolu. Kızlar ve babaları kano keyfi de yaptılar. Bense bir sabah bizimkiler uyurken erken kalkıp karşı adaya yüzdüm geldim.

Hayatımın en keyifli anlarından biriydi.

Bozburun'da kıyıda ne yazık ki hepsi kaçak bina olan pansiyonlar sıralanıyor. Hatta öyle ki belediye binasının bile kaçak olduğunu bu sabah okudum ve koptum. Bozburun'da fiyatlar gayet uygun ve hepsi denize sıfır. Akşam yemeğini ve sabah kahvaltısını sahilde elinizi denize sokarak yiyorsunuz. Aile pansiyonculuğu gelişmiş.Anne baba çocuklar şeklinde işletilen pansiyonlarda hizmet de oldukça iyi. Yerel halk turizmi hakikaten benimsemiş insanlar.




Meydanda mantıcı olarak hizmet veren restoranın kötü taze fasulyesi ve karışık kızartması dışında Bozburun tümüyle çok güzel geçti.

Bölgeye has hayır mantığıyla şehrin tek pastanesinde lokma dökülüyordu. Yeni doğan bir bebek için yapılan lokmadan 2 tabak aldık ve eşim çocuklar ve ben afiyetle yedik. Bebek için de dua etmeyi unutmadık tabi ki.

Bozburun'dan sonraki durağımız Söğüt idi.

Söğüt köyünü daha önce yukarıdan görmüş ancak sahilinde yüzememiştik. Önce Aşkın Pansiyonun olduğu koya gittik ancak pek hoşumuza gitmedi.

Ardından da Cumhuriyet Mahallesi denen bölgeye gittik.

İnternetten daha önce yaptığım araştırmada Vedat Milor buradaki Denizkızı Restoranda ahtapot ve kalamar önermişti.




Denizkızı Restoranın önünde güzel bir sahil ve arkasında da restoranın talebinden faydalanmaya yönelik yapılmış pansiyon var. Sanırım hayatımda yüzdüğüm en güzel 3 denizden birinde orada yüzdüm. En az 10 metre derinlikteki masmavi denizin dibindeki her bir kum tanesi sayılabilecek kadar parlak bir denizdi. Üstelik sanırım vücut sıcaklığıyla deniz sıcaklığı aynıydı. Eşim Turunç diye tutturduğundan oradan yemek yiyip yüzüp ayrıldık ama aklımın bir köşesi orada kaldı. Allah ömür verirse oraya bir daha gidip birkaç gün kalmak isterim.

Ben eşim Turunç'u özlemiş ondan Turunç diye tutturmuş diye düşünürken, meğer o kızların arkadaşlarının Armutalan yerine Turunç'ta olduğunu sanıyormuş.

Bu nedenle bizi apartopar Söğüt'ten çıkarmış.

Akşam mecburen Marmaris'te kaldık.

Kendimi bildim bileli gezmeyi severim. Çok fazla yerde çok farklı otelde kaldım.

Bunlar arasında en kötüler listesi yapmak gerekirse Marmaris bence bunların ön sıralarında yer alır.

Marmaris kabus gibi bir yer olmuş. Turistler neden bu kadar çok gelmek istiyorlar anlayamıyorum.

İstanbul'da Bakırköy'de ya da Kadıköy'de gezmekle Marmaris arasında bir fark kalmamış. Kalabalık, yapılaşma, trafik tamamen aynı. Sokaklar rüküş giyinmiş ve gelin başı yaptırmış İngiliz turistlerle dolu. Her taraftan çok yüksek volümlü disko müzik yükseliyor. Gerçekten dayanılacak gibi değil.

Mecburen kaldığımız otel de İngilizlere yönelik bir oteldi, zaten gece geç gidip sabah kalkıp kaçtık ve arkamıza bakmadan Marmaris'ten uzaklaştık. Bundan sonra Datça'ya giderken bile içinden geçmek istemeyeceğim gibi geliyor.

Sedir Adası da o günün motivasyonuydu. Kızları götürme bahanesiyle gittik, kızlardan çok biz memnun kaldık. Sedir adası dönüşünde de Burak Restoran diye bir yerde yemek yedik. Herkese tavsiye ederim. Tüm yemekler, kızartmalar, zeytinyağlılar, kalamar ve ahtapotlar hepsi harikaydı. Hele ekmeği.. Sıcak sıcak.. Muhteşemdi. Fiyatı da Denizkızı'nın yarısı kadardı. Fiyatlarda Vedat Milor farkı Denizkızı'nda farkediliyordu.

Deniz faslı bitince kendimizi yola vurduk.

Bitmedi, sonraki yazıda devam edelim..

Datça Günlüğü: Sessizlik, Rüzgâr ve Biraz da Serzeniş

Tatilde olunca düzenli olarak yazamadım.

Her yerde internet ulaşımı mevcut, ancak yazı yazma işi bir disiplin işi ve ben o disiplini tatil ortamında yakalayamıyorum, bunu anladım.

Dün eve yani yuvaya döndüm.

Artık bahane, kaçar yok.

Okulun kapandığının ertesi günü annemin yanına gittik kuzenimle. Ve yanımızda 3 çocuk tabii ki.

Datça Billurkent her zamanki gibi. Sakin, dingin. Haa rüzgar çok.. Hava sakin dingin değil, ortam sakin.

Yaş ortalaması 50 üzeri.

Ya çocuklar var ya da anneanneler, babaanneler..Orta yaş kuşağı pek yok.

Deniz her zamanki gibi, pırıl pırıl, tertemiz. Bu sene Mavi Bayrak alınabilmesi için hoş detaylar eklenmiş ve eskisine göre çok daha konforlu bir yer olmuş Billurkent.

Eğer tatilden beklentiniz deniz, güneş, kitap, parlak yıldızlar, taze sebze ve meyve ve kuş cıvıltılarıyla ise doğru yerdesiniz. Ama benim için tatil gece hayatı, çılgın partiler ve öğlene kadar uyuyup dinlenmek diyenlerdenseniz, uzak durun hatta geri kaçın Datça'dan ve özellikle Billurkent'ten.



Bence Datça'ya giderken mümkünse arabayla gitmeli, eğer araba ile gidilemediyse de araba kiralamalı.

Zira Datça'nın içinde güzel Mavi Bayraklı plajlar var. Ama çevrede de çok güzel yerler var ve onları atlamamak gerek.

Mesela bana göre bu fani dünyada denize girmek demek Hayıtbükü'nde denize girmek demektir. Sakin koyu, sıcak denizi, binalaşmamış sahili beni hiçbir zaman üzmedi.

Bir de birkaç senedir gitmediğim Palamutbükü'ne gittik yeniden.

Sıra sıra restoranları, turkuaz mavisi denizi, büyük çakıl taşları ve harika kalamar ve ahtapotlarıyla Palamutbükü o taraflara gidince mutlaka uğranması gereken yerlerden.

Haa, Palamutbükü'ne gitmişken Yaka Köyü'nde Türkiye'nin en geniş açık hava müzesini gezebilir, hem taş yapının güzelliğine hem de tam arkasında sırtını dayadığı dağın heybetine hayran olabilirsiniz.


Billurkent'te dalga oldukça kendimizi çevreye vurduk. 

Kargı koyunda iki, Aktur'da da bir gün geçirdik. Kargı koyu Datça'ya birkaç dakika. Ancak başka bir yer sanki. Denizinin sakinliği ve berraklığı, kıyıdan denize dökülen dereye rağmen suyunun sıcaklığı, yüzen ördekler, susadıkça dereye girip suyunu içen köpek gibi detaylar Kargı seçimini hep haklı çıkarıyor.

Yemekler de oldukça güzel ve  fiyatlar fena değil. Yani ucuz değil ama bu tarz bir beach club eğer Bodrum'da olsa burada ödenen paranın 4-5 katı ödenirdi sanıyorum. Hatta az önce gazetede okudum. Gani Müjde Bodrum'da " 4 kişi et yedik, 4 tane koyun kessek de aynı fiyata gelirdi." demiş. İnanırım.

Hatta tam bu noktada aslında söylemek istediğim ama söylemeye çekindiğim bir şey var.

Geçen sene yaptığımız Midilli tatilinden sonra benim tatil kavramına bakışım hatta ülkemize bakışım değişti.

Tamam doğa deniz hepsi çok güzel. Ama birincisi servisimiz zayıf, ikincisi çok kalabalığız, üçüncüsü de bu kalabalığın içinden çok yüksek rakamlar ödemeye razı birileri çıktığından gereksiz yere pahalı tatiller yapıyoruz. Yani servis sağlayıcılar utanmadan o rakamları isteyecek yüzü buluyorlar.

Hemen karşı kıyıda aynı doğanın uzantısı olan yerlerde yüzüyorsunuz, insan sayısı üçte bir. 

Yemek yiyorsunuz, hem daha taze balık, hem daha fazla çeşit, hem burada bulamayacağınız ahtapotlar, karidesler kalamarlar, hem de fiyat yarıdan da az.

Sanırım Gani Müjde de denizci kişiliğiyle birçok yeri gezerken yaşadığı deneyimleri Bodrum'la karşılaştırmış ve Bodrum'da mutsuz olmuş. Kendisine yürekten katılıyorum.

***


Aktur geçtiğimiz yıllarda pek hizmet alamıyordu. Ancak değişen yönetim birşeyleri farklılaştırmaya çalışıyor anladığım kadarıyla. Yeni şezlonglar, yeni şemsiyeler ve kıyıya açılan snack bar profili biraz farklılaştırmış. En azından daha rahat bir gün geçirdiğimizi söyleyebilirim.Ancak sahildeki büfede yediklerimiz hem Allah'ın gücüne gitmesin çok başarısızdı hem de anlamsız bir şekilde pahalıydı. Aktur'a gidenlere yanlarında yiyecek birşeyler götürmelerini tavsiye ediyorum.

Dilerseniz bir sonraki yazıda devam edelim..