Bir Tatil Hayali: Kartal Yuvasında Kaçamak

Bu kış zor bir kış oldu.

Ailede bir takım hastalıklar, yakın çevrede yaşanan yine tatsız sağlık sorunları, ağırlaşan ders konuları ve ders çalışma tempomuz, evde büyüyen ergenler, hayatımızla ilgili bir takım belirsizlikler beni oldukça zorladı.

Allah' a şükür keyfim yerinde, hayatımda ilk çalışmadığım kış oldu, kendime ve sevdiklerime daha fazla vakit ayırabildim, canımın istediği ve içimde ukte olan birçok şey yaptım ama yaz yaklaştıkça önünü alamadığım tatil hayalleri ister istemez kapıda.

Evdesin, sana hergün tatil diyenler olacaktır ve de belki haklılardır ama ne yapayım huyum kurusun işte.

Çevremdekiler bilirler, hayatta en fazla zevk aldığım şey gezmektir, normalde üste başa, kıyafete çantaya, kafelere restoranlara para harcamayı sevmem.

Ama tatil deyince akan sular durur benim için.

Özellikle çalıştığım dönemde yaz tatili ve tatil planı vazgeçilmez bir havuçtu benim için.

Hatta bunun için kullandığım özel yerler ve özel web siteleri vardı ve canım sıkıldıkça, onları açar hayran hayran bakar, beş dakikalığına da olsa masamdan uzaklaşır, görüp beğendiğim yerlerde olduğumu hayal ederdim.

Bu sene eşim iş programının yoğunluğu nedeniyle yaz tatilinde beraber olamayacağımız konusunda bir deklarasyon yayınladı.

Bize de başımızın çaresine bakmamızı salık verdi.

Temmuz başında başlayacak Ramazan nedeniyle tatil planı yapmak daha da zor bu sene. Zaman kısıtlı.

Biz de kızlarla beraber anneannenin yanına gidelim dedik.

Hatta kuzenler ve onların eş ve çocukları da projeye katılınca bir aşiret düğünü havasında geçecek bir tatil planı hazırlandı.

Dün akşam kızlar ders çalışmaktan baymışken, geçen yılki mayoları ortaya döküp hangilerinin olup hangilerinin olmayacağını deneyerek onlarda da motivasyonu tavan yaptım.

Fakat bu sabah içindem biri yine gizli gizli o eski sitelere girmemi söyledi, ben de söyleyeni susturamadım.

Oldum olası tatil köyü tatilini sevmem, küçük sakin sessiz otelleri tercih ederim hep.

Bu nedenle de Küçük Oteller Rehberini çok severim.

14 yıldan beri aralıksız olarak gezilerek hazırlanan otelleri barındıran bu kitabın güncel versiyonunu bu sabah inceleme fırsatı buldum.

Öncelikle fırsatınız olunca siz de inceleyin derim.

Ben özellikle bir otele takıldım bakarken.

Fethiye körfezinin en ucunda bir kartal yuvasına kurulmuş bir otel.




Daha önce kilimli-yorganlı-ortak banyolu bir yerken, elden geçirilmiş ve son derece konforlu bir hale getirilmiş.

İddiaya göre  Türkiye'nin, belki de dünyanın, açık ara en "havadar", en acayip manzaralı jakuzisi artık burada. Uçakta yıkanmakla eş değer bir zevk olduğu söyleniyor.

Çocuk kabul ediyorlarmış ama oraya çocuk götürülse uçurumdan düşer de bir daha geri getirilemez gibi bir endişe var içimde.

Sitede otele ulaşımın zor olduğu söyleniyor.

İnşallah bir gün çocuklar büyüyünce, eşimle beraber gider felekten birkaç gün çalabiliriz.

Darısı tüm gezmeyi sevenlerin ve sevdikleriyle kaçamak yapmayı hayal edenlerin başına..

Not : Otelin adı Yediburunlar Feneri. Daha fazlası reklama girer..Siz kendiniz bakın..

Hayatın İçinden Bir Hafta: Düşmek, Kalkmak ve Kuş Gibi Hafiflemek


Blogumun adını seçerken üzerinde çok düşünmüştüm.

Ama aslında farkında olmadan boyumdan çok büyük isim seçmişim. Bu durumu  fark etmek için kısmet geçtiğimiz haftayaymış.

Hayatımın ilginç haftalarından birini yaşadım bu hafta.

Bu nedenle de birkaç gündür yazmadım, yazamadım.

Vaktim olmadığından değil, elim gitmediğinden, ya da işte, bilemiyorum.

Ama sonunda buradayım. Artık sanırım hazırım.

Yeniden merhaba…

***
Yöneticilik becerilerimin sorgulandığı bir eğitim-toplantı ile başladım haftaya…Çok güzeldi. Ama sonuçlarını almak ve kendimi değerlendirmek için 19 Temmuz' a sözleşmiştik, kısmet olmayacakmış. Nereden bilebilirdim?

Aynı sabah boynumdaki et benim kanadı, korkarak doktora gittim. Bir şey yok dedi, rahatladım. Hemen kesip almak istedi, korktum, yapamadım. Biraz düşüneceğim üzerinde.

***
Ayağımı biliyorsunuz, uzun süredir kötüydü. Sonunda MR çektirdim. Nur topu gibi bir bağ kopması, iki tane de kas yırtığım var. Çelik çorap adı verilen bir çorap giyiyorum, 3-4 ay da giyeceğim inşallah. Bağ kopmasını vücut kendi kendine çözebiliyormuş ama kas yırtığını ne yazık ki hayır. Bu 3-4 ay içinde acısı geçer dedi, ama geçmezse ameliyat olmak zorunda kalacağım, inşallah gerek kalmaz..

***
Çarşamba akşamı, hayatımın en zor sınavlarından birinden geçtim.

Bir çalışma arkadaşım, işyerinde ölmeyi denemek istedi.

Son derece soğukkanlıydım, iki saate yakın konuştuk, ikna ettim, sanki uçurumun dibinden çektim onu. Konuşmanın sonunda her şey bitmiş ve tatlıya bağlanmış gibi görünüyordu.

Ama aynı uçuruma ben düştüm. O gece üzüntüden hiç uyuyamadım. Yemek yiyemedim, üstelik yalnızdım, çocuklar, eşim evde yoklardı.

Gerçekten zor bir geceydi.

Perşembe günü iş de zordu, bir gün önce yaşananlar herkesi etkilemişti.

Cuma günü daha sabahtan bir şeyler olacağı her halinden belliydi.



***
Cuma akşamından beri artık çalışan bir kadın değilim :))

Henüz bu fikre tam olarak alışabildim mi? Sanırım hayır. 

Ama çok hafifim şu an.

Kuş gibiyim. Sorumluluk duygusu olmadan hayat bir değişikmiş.

Yarın akşam, tatile çıkıyorum. Belki de yıllardır hayalini kurduğum uzun tatile. Annem, teyzem  ve kızlarımla..

Oralardan, yani Datça’dan yazmaya devam edeceğim, inşallah tabii..

Ama bu aralar kafam biraz karışık.

Saçmalarsam mazur görün olur mu?

Bana iyi tatiller…