151’den Survivor’a: Oyun Teorisiyle Hayata Bakmak

Üniversite yıllarından kalan en acıklı anılar nedir desek listede 151 dersi ilk sırada yer alır sanırım.

3. defada geçebildiğim bu dersi eğer 4. dönemde geçemezsem atılacaktım ve bu nedenle okuldan atılan birçok kişi de olmuştur.

İkinci sırada ise Ekonometri ve Matematiksel Ekonomi dersleri gelir.

Matematiksel Ekonomi dersi bizim bölüm derslerinin neredeyse en belalı derslerinden biriydi.

Ders çok zordu ve hala tam olarak öğrenmiş ve anlamış değilim.

Bir şekilde geçtik Allah'a şükür.

Ders zordu zor olmasına ama bence asıl sorun hocaydı.

Murat Sertel sanırım okul hayatında gördüğüm en nevi şahsına münhasır öğretim üyesiydi.


Dersleri cuma akşamları 4-5 gibi olurdu.

Yani herkes cumaları erken işi bitsin ister, haftasonu moduna geçer, Sertel ise eziyet etmeye ders saatiyle başlardı.

Derste herkes çekinirdi, hoca birimize soru soracak diye ödümüz patlardı, göz göze gelemezdik.

Sınavlar ise inadına Cumartesi günleri sabahın köründe olurdu. Erken kalkamadığı iddia edilen hoca sınav sözkonusu olunca erkenden kalkıverirdi.

Ders boyunca elindeki plastik bardakta bir söyleme göre çay, bir söyleme göre de alkollü birşeyler içerdi.

Ama ne olursa olsun, öyle bir hocadan öyle bir ders almak gurur vesilesi oldu benim için.

Bugün çok moda olan kazan-kazan ya da win -win söylemi, o zaman benim ilk kez duyduğum ve matematik formulüne dönüştürmeye çalıştığım (!) konulardı.

Daha sonra Russell Crowe'un oynadığı ve Oscar ödülü alan Akıl Oyunları filmiyle konu daha fazla bilinirlik kazandı. Hocamız Murat Sertel de bu ünlü filmin bilim danışmanı idi. Nash ile yaptığı çalışmalarda ünlü Nash dengesi teoreminin oluşumunda rol almıştı ve bu nedenle filmde de danışman olmuştu.


Günlük hayatta aslında farkında olmadan ve formülize etmeden çok kullandığımız bu teorem aklıma gelince sizlerde de biraz bu konudan bahsedelim istedim. En basit haliyle anlatmak gerekirse şöyle diyebiliriz sanırım:

Oyun teorisi denen bu teori aslında bize birden fazla oyuncunun oynadığı oyunlarda diğer oyuncunun davranışının sonucu nasıl etkilediğini inceler.

David Ruelle bu konuda Rastlantı ve Kaos kitabında konuyu kısaca şöyle örneklemiş:
"Ben birden fazla sığınağın bulunduğu bir savaş alanındayım, siz de küçük bir uçakla tam üstümde daireler çiziyor ve tepeme bir bomba bırakmak için fırsat kolluyorsunuz. Normalde benim çevredeki en sağlam görünüşlü sığınağı seçmem ve orada saklanmam gerekir ama sizin de normalde yapabileceğiniz en doğru iş benim en iyi sığınağı seçmiş olabileceğimi düşünerek orayı bombalamaktır. 
Bunu bildiğim için benim o denli sağlam görünmeyen ikinci sığınağı seçmem gerekmez mi? Eğer ikimiz de çok akıllıysak olasılıklara dayanan stratejiler izleriz. Örneğin ben çevredeki çeşitli sığınaklar arasında bana en fazla kurtulma şansı verecek özelliklere sahip olanları arar, bundan sonra nereye saklanacağımı belirlemek için yazı-tura atar ya da gelişigüzel sayılardan oluşan bir liste kullanırım. Siz de beni vurma şansınızın en yüksek düzeyde olduğu sığınağı belirlemek için benzer biçimde olasılıklardan yararlanırsınız. 
Bu size saçma gelebilir ama ikimiz de akılcı davranabiliyorsak yapacağımız budur. Doğal olarak ben hareketlerimi gizlemezsem sizin işiniz kolaylaşır, buna karşılık siz de nereyi bombalamayı tasarladığınızı bana sezdirmemeye çalışmalısınız.
Günlük hayatta patronunuz, sevgiliniz ya da ülkenizi yönetenlerin sizi yönlendirmeye çalıştığını sık sık görürsünüz. Size önerdikleri oyun, seçeneklerden birinin kesinlikle daha parlak göründüğü bir seçimdir. Bu seçenekte karar kıldığınız zaman karşınıza yeni bir oyun çıkar ve böylelikle kısa bir süre sonra akılcı seçimlerinizin sizi aslında hiçbir zaman istememiş olduğunuz bir yere getirdiğini görür ve tuzağa düştüğünüzü anlarsınız.
Bu noktaya gelmemek için yapacağınız şey arada bir beklenmedik biçimde davranmaktır. En çekici görünen seçeneklerden uzak durduğunuz zaman kaybettiğiniz şeylerin karşılığında daha özgür olabilirsiniz.
Doğal olarak hedefiniz sadece beklenmedik biçimde davranmak değil, bunu belli bir olasılık stratejisine uygun olarak yapmaktır."
Herkesin açık bir ağızla ve merakla izlediği yarışma programı Survivor bence bu teoriyi çözmek ve pratiğe dökmek isteyenler için en güzel modeldir.

Seçimlerinizin sizi ve etrafınızdakileri mutlu etmesi ve herkesin kazanması dileğiyle..

Yelkenin Rüzgârıyla Büyüyen Özgüven: Optimist Çocuklar

Kızlar tatilden döndüğümüzden beri babaannenin yanındalar ve yelken kursuna gidiyorlar.

Ben burada kedinin başını bekliyorum. Ağır bir ameliyat geçirdi ve bir süre sokağa çıkmaması gerekiyor.

Geçen hafta Tekirdağ'a gitmiştim, kızlar Tekirdağ Yelken İhtisas Klübü'nde ders yaparlarken da gidip onları izlememi istediler.

Sabah onlarla beraber klübe gittim ve saat 2 ye kadar onları izledim.
Açıkçası giderken gördüklerimi göreceğimi tahmin etmiyordum.

En baştan anlatayım.

Bundan birkaç yaz önce kızları İstanbul'da Kartal'da belediyenin ücretsiz yelken kursuna yollamıştık.

Ardından da Tekirdağ'da Tekirdağ Yelken İhtisas Klübü'nde devam etmelerini düşünmüştük. Ama kızlar bilinmeyen bir sebeple kursu başladıkları gibi bıraktılar. Ama bu yaz onları bir şekilde ikna ettik ve başladılar.

Şimdi de geçen yıllarına yanıyorlar, ilk başladıklarında bırakmasalardı, şu anda yarışlara katılabilecek seviyeye gelebileceklerini farketmişler ve buna üzülüyorlar.

Optimist, 8 yaşından itibaren, çocukları deniz ve yelkenle tanıştırmak, onlara denizi sevdirmek ve yelken sporunu öğretmek ve 15 yaşına kadar yarışmalarını sağlamak için tüm dünyada rakipsiz şekilde yayılmış tek sınıf. Optimist, 2.31 m boyunda,1.13 m eninde ve maksimum 35 kg. ağırlığında.Optimist teknesi, ana direk, yelken, bumba, salma,dümen ve 3 adet yüzdürme balonuna sahip bir tekne ve tek kişi kullanıyor.

Bu sporla ilgili söylenebilecek çok şey var.

Yelken; yediden yetmişe herkesin öğrenebileceği ve devamlı yapabileceği ender sporlardan biri. Bazı sporlar var ki; vücudu, beyni, direnci, mücadeleyi, karar vermeyi, özgüveni, aynı anda değerli kılıyor. Ve bu özelliklerden herhangi birisini diğerlerinden daha geride bırakılırsa, geri kalmayı beraberinde getiriyor. Bu özelikleri gerektiren ender sporlardan birisi de yelken sporu.

Yelken sporunun en büyük yararı düşündürmesi. İngiltere'de yapılan bir araştırmaya göre bir yelken yarışçısı yarış boyunca 6.000 ile 8.000 arasında şey düşünüyormuş ve buna göre dünyanın en çok düşündüren sporu yelken imiş.


Vücudu geliştiriyormuş. Yalnız yapıldığı için karar verme mekanizmasını geliştiriyormuş, özgüveni arttırıyormuş. Bütün hataları sporcunun kendisinde bulmasını sağlıyor, kondisyon ve zekayı geliştiriyormuş .En önemlisi hayatta başarılı olmak için çok katkısı oluyormuş.



Yelken sporu sağlıklı çocuk gelişiminin sağlanması ve yetişkinler için çok yönlü bir spor olmasının dışında, strateji belirleme ve işbirliğini ön plana çıkartan unsurlara sahip.

Optimiste binen çocuk, birim zamanda diğer sporlara göre ortalama 300 kat daha fazla karar üretiyormuş mesela.

Yelken ile çocuk neler mi öğreniyor?

Sporcu, raftan optimistini indirirken rakibine ihtiyacı olduğunu biliyor. Bir yarışı yapabilmek için en az iki rakibinin olmasını, rakibinin ise can dostu olduğunu da.

Üç kişilik bir yarışta bile onbeş hakemin kendisi için var olduğunu öğreniyor.

Doğa’nın büyüklüğünü, kendinin küçüklüğünü farkediyor.

Bir yere su, rüzgar ve kendi becerisiyle varıyor.

Birinci gittiği yarışta bile, yarışı bırakıp yardıma koşuyor.

Dostlarının ve zamanın kıymetini biliyor.

Bitişe farklı çözümlerle gidileceğini farkediyor, çözümünü sürekli irdeliyor.

Kuralları, yorumlarını ve bütünün işleyişini, yaşama uygulanışını anlıyor.

Bildiğini biliyor, bilmediğini öğreniyor, sadece bilmediğinden çekiniyor.

Bilgisini, donanımını, sürekli yeniliyor.

Takipçi bir kişilik kazanıyor. Katılırken, yarışırken, protesto ederken, başarırken.

Sabrı öğreniyor. Rüzgarı bittiğinde, duruşması sürdüğünde..

Sabırsız davranıyor. Adaletin, başarının gecikmesine, geri kalmışlığa...

Saygılı bir kişilik oluşturuyor.  Kendine, rakibinin hakkına, yasalara, kurallara, doğaya...

Ülkesini temsil ediyor.. Arkadaşlarına örnek oluyor.


Biraz fazla uzattım sanırım. Ama gittiğimde 5 dakika içinde tek başına kilometrelerce

uzağa giden ve rüzgarı takip ederek gezen, geri dönebilen kızlarımı görünce gözlerim dolmadı desem yalan olur. İnanılmaz bir özgüven..Hele kızların yaptıklarını 7 yaşında yapabilen ufaklıkları görünce o kadar kıskandım ki... Keşke bizim de zamanında böyle şeyler yapacak ortam ve olanaklarımız olabilseydi.

  

    Tüm anne ve babalara tavsiye ediyorum.