“Ben Sadece Doğruyu Söyledim” Diyenlerin Gerçek Yüzü: Gizli Kötülük Üzerine

Kötülük öyle bir şeydir ki, yapan çoğu zaman kendini melek zanneder. Hem ortalığı yakar, sonra da “Ben sadece doğruyu söyledim” diyerek üstüne mağdur rolüne bürünür. Acaba gece yastığa kafasını koyduğunda, “Bugün de bir kişiyi içten içe çökerttim, mis gibi geçti” mi der? Pek sanmam.

Ne yazık ki bazıları gerçekten kötü olduklarını bilmez. Çünkü “niyetim iyiydi” zırhı, her haltı yemenin makbul bahanesi olmuştur. Vicdanı devre dışı bırakmanın binbir yolu var nasıl olsa. Kimi kendini “doğrucu Davut” sanır, herkesi düzeltme görevini üstlenmiş bir self-servis ahlak polisidir.

Başkası yalan söylerse yalancıdır, ama o “seni korumak için” çarpıtmıştır.
Başkası arkanızdan konuşursa iki yüzlüdür, ama o sadece “dertleşmiştir.”
Yani kötülüğünü asla “kötülük” diye anlatmaz. Hatta genelde mağdurdur. “Ben kimseye durduk yere bir şey yapmam” cümlesiyle başlarlar, sonra da 2 ciltlik manipülasyon gelir.



Bir de dobra olmanın arkasına saklanan hoyratlık var. Beş dakikada ruhunuzu lime lime eder, ardından “Ama ben dobra biriyim” der. Yok canım, dobra değil, düpedüz hoyratsın. Biraz zamanlama, biraz empati, biraz da susmayı bilmek lazım. Ama yok, çünkü “gerçekleri söylüyorum” bahanesiyle ortalığı yakmak artık meziyet sayılıyor.

Kimi ise daha sinsidir. Seni över gibi yapar ama övgünün içinden küçümseme sızar:
“Sen de akıllısın aslında, o yüzden şaşırdım bu hatayı yaptığına.”
Tatlı zehir gibi… İçince fark etmiyorsun ama mideye çöküyor.

Ama bence en tehlikelisi, “iyilik yapıyorum” sanarak kötülük yapanlar.
— Sana yardım etme bahanesiyle seni küçük düşürenler.
— “Senin iyiliğin için” diye seni kendine bağımlı hâle getirenler.
— “Ben senin yerinde olsam...” cümlesiyle pasif-agresif bombalar atanlar.

Ah canım... Bu cümleyi duyan vicdanlar kendi kendini istifaya zorluyor. Zaten “yerinde olmadığın için” şükrediyorsun! Ama sonra ne diyorlar biliyor musun?
“Ben ne yaptıysam hep iyiliğinden yaptım.”

Peki bu insanlar gerçekten kötü mü? Belki.
Ama daha kötüsü de var: Kendi kötülüğüne methiyeler düzen, yaptığı her şeye felsefi bir kılıf bulan “aydın” kötüler. En çok onlar yorar. Çünkü sadece canınızı yakmazlar, sizi suçlu da hissettirirler.

Bazı insanlar kötülük yaptıklarının farkında değildir.
Bazıları ise çok iyi bilir, ama kötülüğün bayrağını da en önde onlar taşır.
Hangisiyle karşılaştığını anlamak zaman alır ama hislerini küçümseme: Sezgi, her zaman IQ’dan zekidir.


Ceza mı, Tanıklık mı? Özgür Bolat Yazılarından Hayat Dersleri

Samimi arkadaşlarım bilir, yazılarım dışında pek zincir mesaj atmayı sevmem.

Ama Perşembe günleri genelde dayanamam, özellikle çocuk sahibi olan arkadaşlarıma, ya da kızlarımın arkadaşlarının annelerine bir mail atarım.

Özgür Bolat yeni yazısını yazmıştır çünkü.

Geçen hafta samimi bir arkadaşım " Kimdir bu Özgür Bolat? " deyince anladım ki, konuya parmak basmanın vakti gelmiştir.

1979 yılında işçi bir ailenin 3 çocuğundan biri olan Özgür Bolat, Antalya'da bir gecekonduda doğmuş. Daha sonra Boğaziçi Üniversitesi Eğitim  Fakültesi İngilizce Öğretmenliği bölümünü birincilikle bitirmiş. Ardından New York Üniversitesi'nde burslu olarak psikoloji, en son da Harward'da yüksek lisans eğitimlerini tamamlamış. Yüksek lisans eğitimini Harward'da 4.00 ile tamamlayan nadir kişilerden.Doktor ünvanını Cambridge'den almış.

Halen  Bahçeşehir Üniversitesi'nde  öğretim üyesi olarak çalışıyor ve Hürriyet gazetesinde haftalık yazılar yazıyor.

Adıyla aynı  bir blogu var, yazılarını bu blogdan da takip edebiliyorsunuz.

Ben kendisini tesadüfen tanıdım.

Daha doğrusu gazetedeki yazılarından.

Sonra da fanatik bir taraftarı oldum.

Yazılarımı takip edenler bilirler.

Çocuk yetiştirme, eğitim, annelik gibi konular ilgimi çekiyor ve bu konularla ilgili yeni şeyler öğrenmekten hoşlanıyorum.

Öğrendiklerimin tümünü uygulayabiliyorum dersem kuyruklu bir yalan olur. Ancak okuduğumuz konular üzerinde düşünme fırsatı yaratmak bile bence büyük kazanım.

Dolayısıyla her hafta bu konularda kaliteli bir tartışma konusu açan ve yönlendirme yapan birisini okumak en azından bir anne olarak görevim diye düşünüyorum.

Bazen doğru bildiğim yanlışları öğreniyorum, bazen hiç aklıma gelmeyen konuları tespit ediyorum, ama mutlaka bir tortu kalıyor bir yerlerde.

Çünkü Özgür Beyin yazıları öğreten insan  tadında değil, karşılaştırmalı ve sohbet havasında yazdığından ben çok keyif alıyorum.



Örneğin geçen haftalarda övgü konusunu okuduk. Bizler anne baba olarak genellikle çocuklarımız güzel bir şey yaptığında onu överiz ve bunun çocukta olumlu motivasyon yarattığını düşünürüz.

Ancak yazıya göre övgü çocuğun elinden kontrolü alır ve onu güçsüzleştirir. Ama tanıklık kontrolü ona verir.

Yani aslında, " Bülent dersine çok güzel çalıştı" yerine " Bülent dersine bir haftadır çalıştı." dememiz kontrolü ona vermemizi sağlar, yani tanıklıktır.
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/24648735.asp

Ya da ceza..

Özgür Bolat'a göre ceza olayı meşrulaştırır ve duygu yönetimini zayıflatır.
Suçluluk önemli bir duygudur,kendini affetmeyi bilmeyen mutlu olamaz, ama cezasını ödeyen biri suçluluk duygusunu yaşamaz. Verilen örnekte, idam cezası verilen ülkelerde insanların idam cezası olduğunu bildikleri halde suç işlemekten kaçınmadıkları yazıyor ve bence çok vurucu bir örnek.
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/24788943.asp

Son zamanlardaki ve en beğendiğim yazılardan biri de spor hakkında. 

Türkiye'de iyi sporcu olmak mümkün değil diyor Özgür Bolat. Türk katı eğitim sisteminde haftada en az 40 saat eğitim gören çocuğun haftada en az 20-25 saat antreman yapması mümkün değil. Ayrıca Türkiye'de diğer ülkelerden farklı olarak temel eğitim ile spor eğitimi farklı kurumlardan veriliyor. Özgür Bolat, bunun sporcu yetiştirmeyi imkansız kıldığını söylüyor ve diyor ki:

Eğer Da Vinci hem temel hem sanat eğitimini Verrocchio 'dan almamış olsaydı, bugün Da Vinci diye birisinden bahsetmek imkansız olurdu.

Her yazısından örnek vermek zor.

Kitabı, ehliyeti, kullanma kılavuzu olmayan çocuk yetiştirme işinde akıl almak ve süzüp içselleştirerek uygulamak isteyenler için çok değerli bir kaynak bence. 

Takip etmenizi öneririm.