Ceza mı, Tanıklık mı? Özgür Bolat Yazılarından Hayat Dersleri

Samimi arkadaşlarım bilir, yazılarım dışında pek zincir mesaj atmayı sevmem.

Ama Perşembe günleri genelde dayanamam, özellikle çocuk sahibi olan arkadaşlarıma, ya da kızlarımın arkadaşlarının annelerine bir mail atarım.

Özgür Bolat yeni yazısını yazmıştır çünkü.

Geçen hafta samimi bir arkadaşım " Kimdir bu Özgür Bolat? " deyince anladım ki, konuya parmak basmanın vakti gelmiştir.

1979 yılında işçi bir ailenin 3 çocuğundan biri olan Özgür Bolat, Antalya'da bir gecekonduda doğmuş. Daha sonra Boğaziçi Üniversitesi Eğitim  Fakültesi İngilizce Öğretmenliği bölümünü birincilikle bitirmiş. Ardından New York Üniversitesi'nde burslu olarak psikoloji, en son da Harward'da yüksek lisans eğitimlerini tamamlamış. Yüksek lisans eğitimini Harward'da 4.00 ile tamamlayan nadir kişilerden.Doktor ünvanını Cambridge'den almış.

Halen  Bahçeşehir Üniversitesi'nde  öğretim üyesi olarak çalışıyor ve Hürriyet gazetesinde haftalık yazılar yazıyor.

Adıyla aynı  bir blogu var, yazılarını bu blogdan da takip edebiliyorsunuz.

Ben kendisini tesadüfen tanıdım.

Daha doğrusu gazetedeki yazılarından.

Sonra da fanatik bir taraftarı oldum.

Yazılarımı takip edenler bilirler.

Çocuk yetiştirme, eğitim, annelik gibi konular ilgimi çekiyor ve bu konularla ilgili yeni şeyler öğrenmekten hoşlanıyorum.

Öğrendiklerimin tümünü uygulayabiliyorum dersem kuyruklu bir yalan olur. Ancak okuduğumuz konular üzerinde düşünme fırsatı yaratmak bile bence büyük kazanım.

Dolayısıyla her hafta bu konularda kaliteli bir tartışma konusu açan ve yönlendirme yapan birisini okumak en azından bir anne olarak görevim diye düşünüyorum.

Bazen doğru bildiğim yanlışları öğreniyorum, bazen hiç aklıma gelmeyen konuları tespit ediyorum, ama mutlaka bir tortu kalıyor bir yerlerde.

Çünkü Özgür Beyin yazıları öğreten insan  tadında değil, karşılaştırmalı ve sohbet havasında yazdığından ben çok keyif alıyorum.



Örneğin geçen haftalarda övgü konusunu okuduk. Bizler anne baba olarak genellikle çocuklarımız güzel bir şey yaptığında onu överiz ve bunun çocukta olumlu motivasyon yarattığını düşünürüz.

Ancak yazıya göre övgü çocuğun elinden kontrolü alır ve onu güçsüzleştirir. Ama tanıklık kontrolü ona verir.

Yani aslında, " Bülent dersine çok güzel çalıştı" yerine " Bülent dersine bir haftadır çalıştı." dememiz kontrolü ona vermemizi sağlar, yani tanıklıktır.
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/24648735.asp

Ya da ceza..

Özgür Bolat'a göre ceza olayı meşrulaştırır ve duygu yönetimini zayıflatır.
Suçluluk önemli bir duygudur,kendini affetmeyi bilmeyen mutlu olamaz, ama cezasını ödeyen biri suçluluk duygusunu yaşamaz. Verilen örnekte, idam cezası verilen ülkelerde insanların idam cezası olduğunu bildikleri halde suç işlemekten kaçınmadıkları yazıyor ve bence çok vurucu bir örnek.
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/24788943.asp

Son zamanlardaki ve en beğendiğim yazılardan biri de spor hakkında. 

Türkiye'de iyi sporcu olmak mümkün değil diyor Özgür Bolat. Türk katı eğitim sisteminde haftada en az 40 saat eğitim gören çocuğun haftada en az 20-25 saat antreman yapması mümkün değil. Ayrıca Türkiye'de diğer ülkelerden farklı olarak temel eğitim ile spor eğitimi farklı kurumlardan veriliyor. Özgür Bolat, bunun sporcu yetiştirmeyi imkansız kıldığını söylüyor ve diyor ki:

Eğer Da Vinci hem temel hem sanat eğitimini Verrocchio 'dan almamış olsaydı, bugün Da Vinci diye birisinden bahsetmek imkansız olurdu.

Her yazısından örnek vermek zor.

Kitabı, ehliyeti, kullanma kılavuzu olmayan çocuk yetiştirme işinde akıl almak ve süzüp içselleştirerek uygulamak isteyenler için çok değerli bir kaynak bence. 

Takip etmenizi öneririm.

Hobi Kültürümüz ve Okullarda Gönüllü Faaliyet Saatleri: Hayal mi Gerçek mi?

Dün kızları arkadaşlarının evine bıraktık.Uzun zamandır yapamadığımız bir şey yapıp boğaza indik ve sahilde yürüdük.

Sahilde her zamanki gibi oltasını kovasını almış gelmiş bir sürü insan vardı.

Nasıl oldu bilmiyorum, laf lafı açtı ve konu hobilere geldi.

Bizim toplumumuzda nedense pek hobi anlayışı yok.

Sözlük anlamıyla Hobi veya uğraşı, yapılması gerekli veya zorunlu olmayan kişinin kendi mesleği dahilinde veya farklı meslek türüne giren genellikle boşta kalan zamanları değerlendirme amacıyla yapılan yetenek beceri geliştirici oyalayıcı iş fiil faaliyetlerinin bütününe verilen genel adlandırma.

Bizler hayatımızda ya çalışıyoruz, ya da uzanıp dinleniyoruz.

Ne büyüklerimizden görmüşüz, ne de aramızda bir şeyler yapmak isteyenlerimiz destekleniyor.

Boş zamanlarında birşeyler yapmak isteyen gençlere aileleri:

-Ders çalış boş boş durma böyle boş işlerle vaktini harcama 
diyor.

Büyüyüp kendi kararlarını kendileri verebilecek yaşa gelenler ya iş ev sarmalında kaybolup gidiyor, ya da maddi sebeplerle yapmak istediklerini yapamıyor.

Yaşlananlar ise emeklilik sendromuna girip en yakın sahil kasabasına kapağı atıyor ve koltuğunda boş boş oturup bulmaca çözüyor.

Biz öyle bir toplum, öyle bir ülkeyiz ki, daha ilkokul birinci sınıf çocukları akademik olarak iyi gelişsinler diye beden eğitimi ya da resim derslerinde matematik yaptırıyoruz.

Müzik dersi biraz ilginç olsa ve çocuğu yakalasak belki devam ettirecek ama blok flüt dayatmasıyla çocuğu müzikten de soğutuyoruz.

Beden eğitimi derslerimizde çok iyi hatırlarım, ilkokul birden lise sona kadar bütün sözlü notlarımız düz takla, ters takla ve amuda kalkmaktan verildi.

Ben şahsen sporu bu önemli üç hareketten ibaret sandım yıllarca.

Resim ile ilgili anılarımı hatırlamak bile istemiyorum. Orta birde çizgi çalışması yapıyorduk. Resim dersimize matematik öğretmeni giriyordu. Çizgileri elle çiziyorduk. Benimkilerden biri fazla düz olmuş. Öğretmen geldi, cetveli koydu, baktı dümdüz. Sen cetvelle çizdin diyerek bütün yaptıklarımı sildirdi.

Resim dersini de böyle bir travmayla kenara koyduk.

Ben böylece spor yapmayan, resim çizmekten nefret eden ve blok flüt sesini duyunca tüyleri diken diken olan bir birey olarak sıfır hobiyle 35 li yaşlara geldim.

Taa ki içimden gelen yazı yazma arzusuna kulak verene kadar.. Hayatımda ilk defa kimsenin zorlaması olmadan, kendi irademle ve kendim için birşeyler yapmaya ve keyif almaya başladım.

Çocuklarımız bize göre daha şanslı ama çok da değil.

Değişik bir hobi edinmeleri pek mümkün görünmüyor. Ancak sürünün parçası olarak ya bir müzik aleti çalıyorlar, ya da yüzme tenis jimlastik gibi standart bir sporla ilgileniyorlar, o da ailelerinin zoruyla, hiçbiri kendi seçimleri değil.

Yurt dışındaki yaşıtları gibi bungee jumping yapamıyorlar, her mahallede kay kay pisti yok, buz patenini sadece TV de görüyorlar, mahallelerde çocuk parkı dahi yok, en önemlisi kişi başına düşen gelirin de   etkisiyle ailelerin bu konuya ayırabilecekleri kaynak olmuyor.

Dün eşimle tartışırken aklıma birşey geldi.

Her okulda eğitsel kol, klüp vb adında bir ya da iki saatlik bir dilim oluyor.

Tüm Türkiye'de tüm okullarda bu saat aynı gün aynı saat olsa.

Toplum gönüllüleri, hobi sahipleri, eğitmenler, sporcular, müzisyenler bu saatlerde vakitlerini okullara ayırsalar.

Mesela Bakırköy'de 50 tane ilkokul olsun.

Hepsi Çarşamba günü son iki saatini faaliyet saati yapsa..

Farklı okullardan  çocuklar ilgilerine göre bir araya getirilse.

iki tane bir okuldan, üç tane diğer okuldan, beş tane de öteki okuldan toplam 5 çocuk her hafta mesela gönüllü bir heylen hocasıyla çalışsa. Başka değişik okullardan bir araya gelen 10 çocuk Haliç'te kürek çekse, başka bir on çocuk bir atölyede halı dokusa, ne bileyim farklı tercihi olan çocuklara farklı konularda farklı ufuklar açabilsek.

Çok çok zor olduğunu düşünmüyorum.




Gönüllülerin desteğiyle bu iş olur ve birçok çocuğu çok farklı dünyalarla tanıştırabiliriz diye umuyorum.

Çok mu hayal kuruyorum?

Çok Önemli Not : Bazılarımız "Keşke hobimiz işimiz olsa, daha mutlu olurduk." diyecektir. Tanım gereği( bakınız yukarıda) hobiniz iş dışı faaliyet olacak. İşiniz hobi olunca, tanım gereği o hobi olmaktan çıkıyor ve kendinize yeni bir hobi bulmak zorunda kalıyorsunuz. Benden söylemesi..