Balkanlar’da Yöresel Tatlar: Shopska Salatası ve Kavala Kurabiyesi Hikayesi

Hayat gezince güzel demiş Fatih Türkmenoğlu..

Çok haklı..

Ben de katılıyorum.

Gezerken etrafı tanımak hoş ama bence gezmenin en önemli parçası yerel kültürü tanımak ve bunun bir parçası olarak da yerel yemekleri tadmak.

Ben de yemeği içmeyi sevdiğimden, gezilerin bu bölümünden özellikle çok hoşlanırım.

Son gezimde neler yaptık adım adım anlatmak değildi amacım, zira geçen yazımda da bahsetmiştim bundan.

Ama bu defa bir değişiklik yapayım, neler yedik içtik, ondan söz edeyim istedim size.

Özellikle Balkan bölgesinin baskın birkaç tadından ve yemeğinden söz edeceğim.

Bahsettiğim gibi gezide 3 ülkeye uğradık. Bulgaristan, Makedonya ve Yunanistan.

Bulgaristan'da gezmek hoştu da yeme içme bölümü et hassasiyetimizden ötürü zorluydu. Zaten Hasköy'de oturduğumuz kafede de öğlen herkes bildiğimiz kızarmış ekmeğin üzerine kaşar konarak ve eritilerek hazırlanmış birşey yiyordu. Kaldığımız otelde de sabah kahvaltısında sadece bunu bulunca, anladık ki durum sıkıntılı. Yani et hassasiyetine bile gerek kalmadı zira ortamda pek et yoktu.

Bulgaristan'dan aklımda kalan yemek , onların ünlü salatası Shopska sadece..
Bu hazırlaması kolay ve lezzetli bir salata.

Aslında malzemelerin bir kısmı bizim çoban salatasına benziyor.

Domates ve salatalıkları iri iri doğruyoruz. Yani bizdeki gibi değil bayağı büyük. Ceviz büyüklüğüne yakın. Sonra domatesleri ve salatalıkları soymuyoruz kesinlikle. Yoksa shopska olmaz.

Soğanları da ikiye bölüp sonra yarım ay şeklinde ancak kalın kalın doğruyoruz. Maydanoz, biber gibi bizim salataya koyduğumuz malzemeler yerine mümkünse közlenmiş kırmızı biber ekliyoruz. Bir de zeytin. Ama öyle az değil bol bol koyuyoruz zeytini.

Sonra sert bir beyaz peynir alıyoruz ve o peyniri ince ince rendeliyoruz. Salata malzemelerimizi karıştırıyoruz, en üste rendelenmiş biberi koyuyoruz. Daha sonra zeytinyağ, tuz ve sirkemizi ekliyoruz. Salatamız hazır.




Yunanistan'a gittiğinizde ise başka bir salatayla karşılaşıyorsunuz, ancak farkları yok denecek kadar az. Bu salatanın adı da Grek Salata.

Bu salataya közlenmiş biber doğramıyoruz. Peynirde de bir fark var. Buna da peynir koyuyoruz ama nerdeyse bir kalıp peyniri rendelemeden doğramadan salatanın üzerine oturtuyoruz. Zeytinyağını da salata malzemelerinin üzerinden ziyade, beyaz peynirin üzerinde gezdiriyoruz. Yani beyaz peynirin üzerinde yoğun sarı hatta yeşil sızma zeytinyağının çarpıcı rengi farkedilecek.

Hazır Yunanistan'a geçmişken bir de Kavala kurabiyesinden bahsetmek lazım.
Ben aslında tatlı sevmem ama ben bile Kavala kurabiyesinden bir tane yiyebiliyorum.

Aslında Edirne'den eşimin sık sık getirdiği ve bu nedenle tadına aşina olduğum bir kurabiyedir Kavala kurabiyesi.

Kavala'ya gitmişken almadan olmaz dedik ama duyduk ki en güzeli Kavala'dan değil, İskeçe'den alınıyormuş dediler. Biz de İskeçe'den birkaç kutu aldık.

Kavala kurabiyesi denen kurabiye aslında bir çeşit un kurabiyesi. Tereyağı ve pudra şekeri ile hazırlanıyor. Ama standart un kurabiyesinden en çarpıcı farkı içinde bol bol badem bulunması.Ama öyle ufalanmış küçük küçük değil. Yerken ağzınıza bütün bütün kavrulmuş bademler geliyor. Bu kurabiyenin en önemli özelliği neredeyse bir yıla yakın bir süre tazeliğini sürdürebiliyor olması. Oraya kadar gidemem diyenlere Edirne'den Keçecizade'den alıp afiyetle yemelerini öneririm.

Bu yeme içme faslının Balkanlardaki son halkası olarak benim en sevdiğim kısma geldik. Size Üsküp köftesini anlatmayacağım, zira bence çok çok esprisi yok. Eşim iş için ne zaman Bosna'ya gitse isli et alır oradan ve kızlar bunu yemekten çok hoşlanır.

Makedonya'nın Gostivar adlı şehri Türk yoğun bir şehir, ciddi bir Müslüman cemaati var. Hatta Başbakan bile bu şehre gidip miting düzenliyor. Bu şehirde Vitamin Ali denen bir market var. Bu marketten güvenle sucuk vb de alınabiliniyor. İşte bu markette Boşnak usulü isli et de satılıyormuş. Biz de gidip aldık. Boşnaklar bunu kuru fasulyeye koyuyorlarmış ama bizim kızlar ince ince pastırma gibi keserek kahvaltıda yemeği seviyorlar. Deniyor ki Boşnakların yoğun yaşadığı Pendik ve Bayrampaşa yöresinde de isli et temin etmek mümkünmüş.

Geçen hafta arkadaşlar bizi Alibeyköy'de Balkan tulumbacısına götürdüler. Onca yıldır İstanbul'dayım  bu tulumba tatlıcısı kümelenmesinden haberdar değildim. Gidince yanyana bir çok tulumba tatlıcısı vardı. Girdiğimiz tatlıcı da Gostivar'danmış. Orada da tulumba tatlıcıları olduğunu söyledi ama ne yalan söyleyeyim ben orda gezerken  hiç görmedim. Tatlı sevenler için bir Alibeyköy ziyareti zamanı gelmiştir. Sıcak sıcak , içi yumuşak ve en büyük boy tulumba yemek isteyenlere duyurulur.

Akşam yemeğinde Shopska yapacaklar parmak kaldırsın?

Köfteyi Keşfetmek: Tarihçesi, Çeşitleri ve Evde Pratik Tarifler

Cumartesi sabahı kuzenim ve ben, büyük cesaret örneği göstererek çocuklarımızı aldık ve annemlerin yanında tatil yapmak üzere yola çıktık.

3 çocuk ve 800 km yol çok hoş bir kombinasyon gibi görünmese de, Allah'a şükür yol korktuğumuz gibi zor, yorucu ve sıkıcı geçmedi, sağ salim geldik ve 3 gündür  tatildeyiz.

Daha İstanbul'dan sabah yola çıktık, Eskihisar'a varmadan kızlardan birisi öğlen yemeği konusunu açtı.

Niyeti belliydi. Her tatilde olduğu gibi Akhisar'da, çarşı içindeki gerçek Köfteci Ramiz'e uğramak, hem güzel bir köfte yemek hem de Akhisar ovasının taze domates, roka ve soğanlarının tadına bakmak istiyordu.

Teklif güzeldi, ancak yolda Orhangazi'de Köfteci Yusuf, Mustafakemalpaşa'da Yenice Izgara, Balıkesir'de Köfteci Şaban gibi karşımıza birçok daha alternatif çıkacaktı.

Hangisinde yediğimiz bana saklı kalsın, ancak kuzenim bu sohbetin sonunda bana " Artık köfte ile ilgili bir yazı yazmanın zamanı gelmiştir" deyince ben de ona hak verdim ve işte buyrun.

Dünyanın hemen hemen her mutfağında önemli bir yere sahip olan köftenin tarihi, Orta Asya ve Mezopotamya halklarına kadar uzanıyormuş.

Kökeni Orta Asya olarak kabul edilen birçok yazıtta, adına 'Kueffettue' denen ve 'yoğrulmuş et' anlamına gelen bir yiyecekten söz ediliyormuş. 


Mezopotamya'da ise, eti; saklamak amacıyla tuz ve darı ezerek bu işlemden, 'Kuffette' yani 'ezik et' olarak söz edilmiş. Bu dönemlerde ete, susam, buğday, darı, karafal denilen otlar katılarak yapılan karışım ya suda haşlanarak ya da saç üzerinde pişirilerek yeniliyormuş. Bazı gastronomi uzmanlarına göre de 'ekşili köfte'nin geçmişi bu dönemlere dayanıyor.



Türkiye’de kuzu ve sığır etinden yapılan yaklaşık 50 çeşit köfte var. En popüler olanlar İnegöl, İzmir, Akçaabat, Tekirdağ, Sultanahmet, kadınbudu ve şiş köfteleri. Köfte, bir miktar kıymanın yuvarlanmasıyla; ekmek kırıntıları, kıyılmış soğan, baharat ve hatta yumurta gibi malzemeler ekleyerek hazırlanır. 

Genellikle yoğrulur ve yuvarlanır. Kızartarak, fırında, buharda, haşlama ya da soteleme yapılır. 


Köfteye bugünkü anlamda baharat katılması ise baharat yollarının gelişmesiyle Pakistan, İran ve Anadolu'da gerçekleşmiş. Yani köfte lezzetini Vasco de Gama'ya ve onun baharatlarına borçluyuz.

Daha sonra küçük çaplı değirmenlerde eti salamura yaparak saklamak için ezen Anadolu Selçuklu kadınları zaman zaman bu ezik ete soğan, bulgur ve bazı bitkiler katarak kolayca pişirilen bir yiyeceği köy ekmeğinin kabuk kısmına sararak, ailelerine ya da misafirlerine ikram etmeye başlamışlar. (bakınız ilk köfte ekmek) 
Osmanlı İmparatorluğu'nun gerileme dönemlerinde özellikle Bursa ve İstanbul'da birçok et yemeği dükkanında köfte baş sıradaymış. 

Köfte bugünkü manada ekmek içi, soğan, köfte baharı ve karabiber eklenerek ilk olarak 1830 yılında İstanbul Sultanahmet'te, yine Bolulu olan ve saray mutfağının danışmanı konumundaki Ali Usta tarafından ilk olarak saray eşrafına sunulmuş. (şu anda bildiğimiz Sultanahmet köftecisi değil, yanlış anlama olmasın.)
 
Türkiye'de köfte kavramının bugünlere gelmesinde Balkan kültürünün etkisi büyük.

Türkler, göçlerle Balkanlar’ın çeşitli kesimlerinden gelip “Küçük Rumeli” denen 
Trakya’ya yerleşince yöre mutfağına köfte kimliği katmaya başlamışlar.

1854 yılından sonra Karadeniz üzerinden Balkanlara yerleşen Kırımlılarla beraber 1876-1877 Osmanlı-Rus Savaşı kısaca 93 harbi denilen savaş sonrası Bulgaristan, 1924'te mübadele ile gelen Selanik, Serez, Yenice göçmenleri, Makedonya ahalisi, 1930-34 yılları arasında Bulgaristan'dan zorunlu göçe tabi olan ahali Trakya ve çevresinde mevcut kasabalara, çiftliklere yerleşmişler ve başta köfte olmak üzere kendi mutfak kültürlerini de getirmişler. Balkanlar'dan gelenlerin yaptıkları köftelerde ağırlıklı olarak dana ve kuzu eti kullanılmaktaymış. Etlerin kaç numaralı aynada (kıyma makinasının bıçağı) çekildiği bile önemliymiş.

Örneğin İnegöl köftesi de aslında Balkan kökenli. Ama önce beş ya da üç numaralı aynada çekilen et, biraz dinlendirilip, sonra da bir numaralı aynada çekiliyormuş. Köfte haline getirilip üç saat sonra ızgaraya atılıyormuş.

Tekirdağ köftesinde ise dana etinin kaburga kısmı kullanılıyor, içine sarımsak, maydonoz, soğan eklenip bir gece bekletilip ertesi gün pişiriliyormuş. Sonuç olarak Balkan göçmenlerinin yaptıkları köfteler, yerleştikleri yerlerdeki insanların damak zevki ve deneyimleriyle de birleşip değişik biçimlerde hazırlanabiliyor.

Trakya'da ayrıca, Keşan'da satır köfte, İpsala'da domates soslu ve kaşarlı köfte, Uzunköprü'de ağır ağır demlenen başka bir köfte bulabilirsiniz. Kırklareli köftesini de bu arada unutmamak lazım. Ege'ye geçince ise Tire, İzmir , Salihli köfteleri, Antalya'da şiş köftesi şu anda hemen aklıma geliveren ve sevdiğim diğer köfteler.

Her çocuğun mutlaka severek yediği, misafir geldiğinde kurtarıcımız olan, hem yapması kolay hem lezzetli bu güzel yemek, zaman içinde şu anda bayıla bayıla yediğimiz ama aslında köfteden uzak bir kavram olan hamburgere dönüşmüş.

İçerdiği yağ oranı, ekmeğinin özelliği ve soslarıyla kalori bombası olan hamburger, ne yazık ki dünyanın en ünlü köftesi şu an.

Bence yarın sabah yola çıkın. Ülkemizin neresine giderseniz gidin mutlaka leziz bir köfte çeşidi bulacaksınız.

Yola çıkamadınız mı? Yapın evde bir köfte ve çocuklarla, dostlarla ve sevgililerle keyifli bir akşam yemeği yaşayın. (Hatta gizli gizli evde hazırlanmış ıslak hamburger bile yapabilirsiniz. Benimkiler çok sevdiğinden bazı pazar günleri biz evde hamburger partisi veriyoruz. Aman annem duymasın, kızar..)

Allah hiçbirimizin ağzının tadını bozmasın.