Çocukların Okul ve Eğitim Macerası: Evden Okula Derdim

Bu hafta uzun zamandır görüşemediğim sevdiğim farklı kişilerle buluştum.
Çok keyifli görüşmelerdi.

Eskiden yanında çalıştığım ve çok sevdiğim saydığım ve ablam yerine koyduğum eski müdürümle buluştum önce.

Ertesi gün de uzun yıllar yurt dışında yaşayan ve çocuklarını burada büyütmek için kesin dönüş yapan  üniversiteden arkadaşımla..

Her iki görüşmede de bir şekilde dönüp dolaşıp konu eğitim sistemine geldi.

Geçenlerde okumuştum.

"Okul öncesi eğitimin kurumsallaşmasının kökeni 19. yüzyıla dayanmaktadır. 1800'lü yılların ilk yarısında Avrupa'da ortaya çıkan “Endüstri Devrimi” çekirdek aileyi etkilemiş, ebeveynlerin fabrikalarda uzun süreli çalışmaları sonucunda 0-6 yaş çocuklarının bakımı, beslenmesi ve korunması ortaya önemli bir sorun olarak çıkmıştır. İngiltere'den Owen, Almanya'dan Fröbel ve İtalya'dan Montessori erken çocukluk pedagojisinin teorisyenleri ve bu düşüncenin mimarları olarak kabul edilmektedir. "

Yani ben o kadar safdilmişim ki, yüzyıllardır eğitimin toplumu kalkındırmak ve ileriye taşımak amaçlı verildiğini düşünüyormuşum. Oysa amaç sadece ve sadece insanların daha fazla çalışmasını ve sömürülebilmesini sağlamak için uygun altyapının sağlanması yani anne ve babaların çocuklarını merak etmekten kurtarmasına yönelik  bir çözüm üretmekten ibaretmiş. Yani temelini iyi niyetli bir yaklaşımdan almıyor

Son dönemde evde olmam hasebiyle çocuklara ve onların eğitimine harcadığım emek ve zaman gerçekten çok arttı. Geçen senelerde hem dersler daha kolaydı hem de bu işi evdeki yardımcıma devrederek ben rahat rahat vakit geçiriyordum.

Bu sene yani 5. sınıf oldukça akademik yoğun bir sınıf. Evde ciddi bir şekilde destek vermek gerekiyor. Her yazılıdan önce hem ders anlatmak, hem konuları tekrar etmek hem de internetten bulduğum yazılı sorularıyla yazılılar yapmak gibi ön çalışmalarım oluyor.

Özellikle yukarıda bahsettiğim, yurt dışında bir kızını 8 diğer kızını 4 sene okutan arkadaşım, burada adapte olmakta yaşadıkları sorunlardan bahsetti. 

Ama durun yanlış anlamayın. Burada sistemde o kadar ciddi aksaklıklar var ki, aslına bakarsanız adapte olmak doğru mu yanlış mı o da ciddi şekilde tartışılır.

Öncelikle sistemimizde çok fazla ve gereksiz miktarda bilgi bombardımanı var. Ancak bu bilgi bombardımanı deneylerle, saha çalışmalarıyla, iş başı eğitimle desteklenmediğinden, hepsi ezberde kalıyor ve hiçbir şekilde beyinde oturmuyor.

Öyle ilginç ki, doğru bilgiyi öğretmeninin yazdığı cümleyle değil de, kendi ifadesiyle yazdı diye düşük not alan bir kızım var.Ve kendisini sonuna kadar destekliyorum. Zira ezberlenilenin unutulduğuna inananlardanım. Kendi ifadesiyle anlatabildiği konuyu öğrendiğinden eminim.

Arkadaşım kızının resim yapmayı çok sevdiğinden bahsetti. Canı sıkılınca oturup resim yaparak rehabilite olan bir kızı varmış. Ancak okulda resim dersinde yapacağı resmin şeklini renklerine, ne zaman yapmaya başlayacağına ve ne zaman kalemi bırakacağına öğretmen karar verdiğinden ve de öğretmen yapılanı beğenmeyip sildirdiğinden, çocuk artık resim yapmaktan nefret ediyormuş.

Şimdi o öğretmene sormak lazım. Bu şekilde mi çocukların daha yaratıcı, daha keyifli, daha üretken çocuklar olması sağlanacak? Ellerindeki değeri, yani geleceğin çocuklarını nasıl yok ettiklerini ve çocuğu sistemin dışına attıklarını farkedemiyorlar mı bu öğretmenler?


Arkadaşım test sınav sistemi ile seçilerek yüksek puanlar almış çocukların derste olur da yanlış cevap verirler diye derse katılmadıklarını, hata yapmaktan son derece korktuklarını, ancak test yaparken çocukların gözlerinin parladığını üzülerek anlattı. 

Bizim çocukların da adım adım buraya doğru gittiğini düşünmek bile tüylerimi diken diken etmekte.

Gerçi Sezar'ın Hakkı Sezar'a, okulumuzdaki uygulamalardan çoğunlukla memnunum, ama bizim okul da Türkiye'de uygulanan sınav sistemine paralel çalışmadığından, çocukların ilerde bu defa bu nedenle mağdur olma olasılığı var.

Şimdi tüm bu bilgileri alt alta koyarsak aslında çok ilginç bir noktaya gelebiliriz. Eğer örgün eğitim çocukların evde sahipsiz kalmasını önlemek içinse ben zaten evdeyim. Zaten çocukların eğitiminde çok ciddi emek ve mesaim var.

Biliyorsunuz örneğin engelli çocuklara  devlet eve öğretmen yolluyor ve eğitimlerini bir şekilde koordine ediyor.




Acaba diyorum biz bir araya gelsek, her birimiz bire ders seçsek ve o derste yoğunlaşsak, evde 10 ar kişilik sınıflar kursak ve eksik kaldığımız dersler için devletten destek istesek,çocukları evde eğitsek..

Nasıl olur dersiniz?



Pi Günü: 14 Mart’ta Pasta mı Yesek, Matematik mi Kutlasak?

Salı akşamı evde hummalı bir çalışma vardı.

Yaşınız kaç olursa olsun, çocuğunuz olunca her gün yeni bir şeyler  öğreniyorsunuz.

14 Mart'ı ben Tıp Bayramı olarak biliyorum.


Ama düşünün bakalım.

3. ay..14. gün...

3.14..

Yani Pi sayısı..


Pi Günü, ünlü matematik sabiti Pi sayısı anısına özel kabul edilmiştir ve her  yıl 14 Mart'ta kutlanmaktadır. Bunun sebebi ise Amerikan  tarih formatında bu günün 3/14 olarak geçmesi ve bunun Pi sayısının en yaygın kullanımını anımsatmasıdır.
Dünyada da Pi Günü her 14 Mart’ta matematik severler tarafından çeşitli etkinlikler ile kutlanıyor. İngilizcedeki tarih formatı olan March 14,2011 ‘den yola çıkarak ABD’deki Exploratorium Müzesi Pi Sayısı‘nın yaklaşık değeri 3,14 ‘ü 3.ay 14.gün olarak Pi Günü‘ne tahsis etmiş.

Hatta ayrıntıya girip 3,14‘ten sonra gelen basamaklardaki 15926 rakamlarından 1 :59 :26 saniyesini kutlama zamanı olarak belirleyebilirsiniz. Gece 2′de Pi Günü ne kadar kutlanabilir o ayrı tabii. Çeşitli üniversitelerimizde, liselerde, ilköğretim okullarında hatta ana okullarında bu güne özel kutlamalar olurken, pi logosu taşıyan pastalar bu kutlamalarda en büyük rolü taşıyor.

İngilizce’de pastanın ‘pie’ anlamında olduğu göz önüne alınınca neden pasta tercih edildiğinin de bir nedeni var. Aynı zamanda Einstein’ın doğum günü de 14 Mart.

Pi sayısı (π), bir dairenin çevresinin çapına bölümü ile elde edilen matematik sabitidir.  M.Ö 1650 yılında, Eski Mısır’da yazılmış Rhind Papirüsü’nde bahsi geçmektedir.

İşte bizim kızların okulları da, bugünü kutlamak için kızlardan pasta getirmelerini istemiş.

Bizimkiler de halalarıyla beraber ekte resmini gördüğünüz kurabiye ve pastaları yapmışlar.


Ancak bir kaç arkadaşla konuştum.

Bir tanesi " Ben Pi sayısını 3.14 olarak bilmem ,benim için Pi 22/7 dir" dedi.

Mantıklı..

Acaba Mart'ın 14'ünde mi, Temmuz'un 22'nde mi kutlamak daha doğru olur, ne dersiniz?

Not : Bu sene yani 2013 Mart'ında Pi günü konsepti Pi tişörtü idi. Bu nedenle kızlar kendilerine tişört dizayn ettiler. Sizlerle o tişörtleri de paylaşmak istiyorum. Bu tişörtlerden 14 Mart günü sözlü notu alacaklar.