George Michael ve Müzikte Gerçeklik: "Fastlove" ve "Careless Whisper" Üzerine Düşünceler

İtiraf ediyorum, bir süredir "O Ses Türkiye"'yi izliyorum. Acun'dan fazla hoşlanmam aslında ama bu programda insanların özgüvenleri, medeni cesaretleri ve de çalışıp başarma arzuları beni etkiliyor. Bunun üzerine bir de sevdiğim şarkıları dinlemek açıkçası bana keyif veriyor.

Pazartesi akşamki bölümde bir genç adam "Fastlove"'ı söyledi ve iki jürinin beğenisini kazandı. Ancak diğer bir jüri üyesi Murat Boz da dönmese de, dinlerken bir taraftan mırıldanıyordu şarkıyı.

Şarkı bitip de yorumlar bölümüne geldiklerinde Hülya Avşar dışındaki üç jürinin de mutabık olduğu birşey vardı.

"Fastlove söylenmesi çok çok zor şarkılardan biridir.

http://fizy.com/#s/104syu

George Michael dünyanın gelmiş en iyi erkek vokallerinden biri olup, söylediği her şarkıyı kusursuz söyler. Dünyada belki de nakaratı olmayan tek şarkı Fastlove'dır. Öyle bir yorumcunun ardından böyle zor bir  şarkıyı söylemek her babayiğidin harcı değildir. Buna rağmen parçayı çok başarılı yorumladınız."

Katılımcının yanıtı da çok etkileyiciydi.
-Bu şarkıyı televizyonda ilk seyrettiğimde 7 yaşındaydım, kendi kendime dedim ki, mutlaka bu şarkıyı bir gün söyleyeceğim ve bir stadyum dolusu insana dinleteceğim.

İnanılmaz bir vizyon..

***

Orta 1 e giderken o zaman sadece pop müzik yayını yapan  TRT3 vardı ve ben de evde olduğum süre boyunca bu radyoyu dinlerdim.

Careless Whisper 'ı 1985 te yani orta ikiye giderken keşfettim. 13 yaşındaydım. Yıl 2012. Tam 40 yaşındayım. Aradan 27 yıl geçti. Bir insanın 27 yıldır hala en sevdiği şarkı aynı olabilir mi? Benim öyle..

http://fizy.com/#q/careless+whisper




Kendimi bildim bileli iflah olmaz bir George Michael hayranı oldum. Eşcinsel olmasının ortaya çıkması, genel bir tuvalette bir erkekle basılması, şarkı yazmak için marijuana içtiğini itiraf etmesi, hiçbiri ona olan hayranlığımı yok edemedi. Tabii ki duvarlardan posterlerini kaldırdım, tabii ki çocuklarıma onun davranışlarıyla gurur duyduğumu söylemeyeceğim ama ne olursa olsun, daha sonra onun gibi bir erkek vokal, bir ses gelmediği konusunda ısrarcıyım.

***
Yaşlanmaya başlamış olabilirim. Ama son 5-10 yılın müzik tarzını çok benimseyemediğimi söylemek zorundayım. Teknoloji ve gösteri- şov tabanlı müzik bana göre değil. Ben hala müzikte  notanın ve sesin ön planda olmasından yana olanlardanım. 

Bundan yıllar önce Spice Girls'ün tamamen proje grubu olduğunu okuyunca şok geçirmiştim.

Yani o dönemde hep erkeklerden oluşan gruplar vardı.(New Kids On the Block,Take That vb) Düşünülmüş, taşınılmış, güzel ama hepsi farklı güzel, yani zenci, beyaz, sarışın, kumral, genç, güzel dans eden, e sesi de boru olmayan 5 tane genç kız bulunmuş ve grup yapılmış. Proje olarak baktığınızda müzik mi? Bence hayır..Ama ticari başarı var mı ? Evet..

George Michael tabii ki ticari olarak da çok başarılı oldu. Yaptığı tüm şarkılar tüm albümler mutlaka bir numara oldu, 100 milyon satış yaptı, Grammy, BRIT tüm ödülleri topladı, "Ölmeden Önce Dinlenmesi Gereken 1001 Albüm" listesine iki albümünü koydu. Ama o proje değildi. Gerçekti. Hala da gerçek.
Bu nedenle şu anda kimse Spice Girl dinlemiyor ama ben ve birçok insan hala Careless Whisper dinliyor.

Kapanışı en az Careless Whisper kadar hatta belki daha güzel bir Wham -George Michael şarkısıyla yapalım.

Where Did Your Heart Go?

http://fizy.com/#s/1dlhkv


Gerçek Müzik Peşinde: Acapella’dan Toto’ya, Zamansız Ezgiler ve Modern Müziğe Eleştiri


2000 yılıydı.

O zamanlar çok sevdiğim (ama şimdi başımın hiç de hoş olmadığı) Sertap Erener’in, yine çok sevdiğim “Zor Kadın” adlı şarkısını  enteresan bir formatta dinlemiştim. http://www.youtube.com/watch?v=sgidiFl7FQg&feature=related

Açıkçası, cahilliğimi bağışlayın, ilk kez karşılaştığım bir formattı “acapella” .

“Male Voice” isimli bir Belçikalı gruptu, altı erkekten oluşuyordu. Hiçbir enstrüman yoktu. Ses rengi bir çok enstrümana bedel Sertap Erener ve bu altı adam beni çok etkilemişti.

Ardından 2004 yılında yine çok sevdiğim  Özcan Deniz, Demet Akbağ  ve Haluk Bilginer ‘in oynadığı ”Neredesin Firuze “ adlı filmde, aynı gerçekle bir kez daha yüz yüze geldim. (Doğumdan sonra eşimle ilk beraber gittiğimiz filmdi, bende ayrıca unutulmaz bir yeri vardır bu filmin)

Kırk yıllık Orhan Gencebay‘ın “Ya Evde Yoksan “adlı şarkısı, Özcan Deniz ve Haluk Bilginer ile bambaşka bir şekle dönüşmüştü. Ne yalan söyleyeyim, eski halinden çok daha da güzeldi. Bugünlerde bir yoğurt reklamında (SEK yoğurt ) dinleyerek yine çok seviyorum.  



Aslında gençlik yıllarımıza geri döndüğümde (1988-Don’t Worry, be Happy) duruma  Bobby McFerrin ile uyanmalıymışım, ama olay çook daha sonra oturdu kafamda. Bobby McFerrin’e “münferit“ bir olay gözüyle yaklaşıp, ciddiye almamışım.(grup değil tek başınaydı, münferit o manada J)

Ama en büyük, en asıl darbe çok sevdiğim, her dinlediğimde çok etkilendiğim Toto’nun “Africa “parçasından geldi. http://www.youtube.com/watch?v=09LQlfMmW7s


Zaten inanılmaz güzellikte olan bu parçayı, ünlü Slovenyalı grup Perpetuum Jazzile öyle bir yorumlamış ki, bana düşen gözlerimden akan yaşlarla dinlemek oldu.

Sonuç olarak demem odur ki, bize son dönemde müzik adına dinletilen “hiç ses–bolteknoloji-bol tempo - hiç melodi - bol para – düşük zevk - zevksizlik " sarmalından kurtulmaya çalışarak, hadi bizden geçti, bari çocuklarımızı kurtararak gerçek müziğin peşinden koşalım.

Türk Sanat, Türk Halk, Pop, Caz, Rock, Hip Hop, Blues ne olursa olsun, ”gerçek“ müziği destekleyelim, odada, stüdyoda blendırda kek çırpar gibi yapılan müzikimsi şeyden elden geldikçe “kaçalım”,”kaçmayanları” uyaralım…

Sahi, siz hiç Bohemian Raphsody’yi dinlediniz mi? 
http://www.youtube.com/watch?v=irp8CNj9qBI