Kargo Geldi, Ama Nerede? Evdeyim Ama Kargo Yok!

Evdeyim. Gerçekten. Hatta pijamalıyım. Hatta öyle evdeyim ki, hiç bu kadar evde olmamıştım. Ama buna rağmen, uygulamadan şu bildirim geliyor:

“Kargonuz teslim edilemedi. Alıcı adreste yok.”

Pardon da… Kim yoktu? Kendi evimi mi bilmiyorum? Yanlış adreste mi bekliyorum? Yoksa görünmezlik iksiri içip de fark edilmedim mi?

Ve favorim:
Teslim edilen kişi: “MERDİVEN ALTI”
Ya da “AĞACIN ÜSTÜ”,
“BALKON ÇAMAŞIRLIK”,
“KAPI ÜSTÜ ÇİVİ”…

Kargocular adeta yeni bir mitoloji yaratıyorlar. Bizde de  “Merdiven Altı” diye bir tanrı var artık. Her şeyi o alıyor. 

Kargo ağırsa gelmiyor, hafifse uzayda kayboluyor. Kargo şubesini arayınca telefon açılmıyor , şubeye gidince “o arkadaş bugün yok” deniyor. “Asansörsüz binaya çıkmıyoruz” politikası da var: 4. katta oturuyorsun diye sen suçlusun. Paket ağırsa "gel aşağıdan al" diyor, hafifse "kapının önüne bıraktım, rüzgar uçurduysa ben ne yapayım? Deniyor. 

"Kuryemiz sizinle iletişime geçmeye çalıştı” yalanı:Telefon çekiyor, mesaj gelmiyor, zil sağlam. Ama uygulamada "müşteriyle irtibata geçilemedi" notu. Hangi boyutta iletişime geçmeye çalıştın kanka, telepatiyle mi? 

Ama biz ne yapıyoruz?
Yine sipariş veriyoruz. Çünkü umut fakirin kargosudur.



“Evde yokuz” diye kargoyu teslim etmeyen kargocudan beter, bizim kedi çıktı; evin bekçisi misali mamayı teslim aldı. Allah’tan pirzola değil de mama getirmiş, yoksa Pişi şu anda dört köşe olurdu! Kedi memnun, ben meraklı, kargo ise hâlâ gizemli…(teslim alan : kedi diye SMS gördüm)


Ama dün konuştuk, Pişi’nin de dediği gibi: Herkesin hayatına kimse karışamaz.


Ve bu, kargocunun da, ağacın da, teslimatın da kaderidir belki…


Yine de ben kargomu istiyorum. Ve bu sefer bizim kedi Pişi ya da Banu’nun kedisi Kestane’ye filan bırakmayın ne olur. Pek tekin tipler değiller. 


Pişi’nin Gece Macerası: Kapıdan Giren, Çatıdan Kaçan Mahallenin Dayısı


Bizim Pişi, mahallenin dayısı tekir kedimiz.

Sabah bizimle evden çıkar, akşam eve dönüş saatimizde bizi bekler.

Dün gece bizimki kapıdan çıkmadı bu kez.
Eşim terastaydı, biraz onunla takılmış, sonra çatıdan basmış gitmiş.
Evet, yanlış duymadınız.

Evde uyumayı sever ama dün gece çağırdık çağırdık gelmedi.

Gece saat 11 civarı çıktı.
Ama o gece yoktu.

Gece yarısı da yok.
Sabah da yok.
Ve ben işe gitmek için hazırlanırken hala YOK.

İçim içimi yedi.
Başıma kötü kötü senaryolar kurdum:
Ya bir arabanın altında kaldıysa?

Ya başka bir kedi çetesiyle çatışmaya girdiyse?

Ya beni bırakıp başka bir evde "tek çocuk" olarak yaşamayı tercih ettiyse?

Ya çatıda yavru basan martılar saldırdıysa.

Bir taraftan çalışmaya çalışıyorum ama başımda bir ağrı, kalbimde bir endişe.

Derken saat öğleni biraz geçti.
Telefonla komşum kankam Banu aradı. Kızcağız saatlerdir sokaklarda arıyordu onu zaten.
 — "Az önce kedin  geldi. Kapıda durmuş, ‘mama ver kadın’ demiş.

Ve işte Pişi…
Sanki hiçbir şey olmamış gibi.
İşyerindeki herkes, beyim beni sakinleştişrmeye çalıştı.


 — “Kedi bu ya, çıkar gelir.”
 — “Sen de çok abartıyorsun.”

Banu yani kankam sormuş. “Pişi neredeydin?” demiş.

Pişi sinirli bir şekilde “Herkesin hayatına kimse karışamaz” diye cevap vermiş.



İşte bu cümleyle susmam gerektiğini anladım.
Belki gerçekten de herkesin hayatına kimse karışamaz.
Ama ya karışamasak da endişelenebilirsek?

Kabul ediyorum: Ben onu çok seviyorum. Kapıdan girse de, çatıdan kaçsa da, mama için komşuya gitse de...
Yine de eve döndüğünde, içimden “hoş geldin manyak” diyorum.