Kaju’nun Kayboluşu ve Dönüşü: Dokuz Canlı Bir Hikaye

Bizim evin dört ayaklı elemanı Kaju'dan daha önce bahsetmiştim sizlere.

Mahallemizde sokak kedilerine bakan bir çiftin en kıymetlilerindendi Kaju.
Kardeşi Sarı ile beraber sarılıp yatarlardı hep.

Biz de o evin karşısındaki markete gidip gelirken hep severdik Kaju ile Sarı'yı.




Başak'ı ikna edip de eve kedi almaya karar verdiğimizde gidip konuştuk yavrulardan birini alabilmek için.

Sarı'yı alabilirsiniz dediler. Sarı çok hassasmış, tek başına sokakta kalırsa üzüleceğini düşündüler, Kaju tek başına idare edebilir diye onu sokakta kalmaya daha uygun gördüler.

Kediyi alıp eve getirmeye karar verdiğimiz gün gittim, elimde kafesim Sarı'yı tutmaya çalıştım ama tutamadım, kaçıp durdu.

Ama Kaju koşa koşa geldi ve sepete girdi. Kısmet..Yazgı..

O gün bu gündür Kaju bizim kedimiz ve evimizin üyesi.




Kaju evimizin kedisi ama, gününün büyük bölümünü de sokakta geçirir.

Tuvaletini dışarıda yapar, ağaçlara çıkar, kız peşinde koşar.

Evde yemekleri beğenmezse gider sokakta kendine yiyecek birşeyler bulur onları yer.

Bazen evde bir hafta boyunca yemek yemediği olur. Dışarıda buldukları herhalde daha lezzetli ki..

Bakkala giderken peşimden gelir. Bakkalın çırakları onu görünce " Naaber Kaju ? "derler. Herkes tanır onu.

Evimiz bir apartmanın ikinci katında.

Sitemiz güvenlikli bir site, apartman kapılarında özel elektronik anahtarlar var.

Ama Kaju canı eve gelmek isteyince içeri giren birini bulur, hışım gibi içeri girer her katta 5 daire bulunmasına rağmen bizim kapıyı bulur ve gelip tam kapıda bağırır.

Bundan bire süre önce eve ilk geldiği günlerde Kaju bir gün eve gelmedi. Daha doğrusu Başak pencereden birisinin kucağına aldığını görmüş Kaju'yu. Aşağıya inip bakana kadar yok oldu hayvan. Sokaklarda dolaşıp adını çağırıp durduk. Ben gece sabaha kadar sokakta gezdim. Eski evinin mahallesine gittim her yere baktık ama bulamadık.

Tam ümidi kesmişken, ertesi gün öğlen, yan apartmanımızda oturan iki küçük kızın kucağında apartmandan çıktığını gördüm. Koşa koşa geldi eve doğru.

Bundan 1 ay önce bizimki yine kayboldu. Malum aylardan Mart. Ama bizimki eve gelmese de kendini gösterdiğinden 2 gün gelmeyince endişelendik yine. Tüm mahalleye haber saldık. kapıcı, güvenlik herkesin haberi vardı ama kediden haber yoktu.

Allahtan tesadüfen sitenin güvenliği yan apartmanda bir komşumuzun evinde görmüş bizimkini. Salamları, sucukları götürüyormuş. Teyze ile kanka olmuş.

Ama almaya gidince çok sevindi tabi. İki gündür tuvaletini de tuttuğundan sokağa çıktığımız gibi kendini en yakın gül ağacının dibine attı.

Bir taraftan gelmemesine alışmaya merak etmemeye çalışıyordum ama ona ciğer almaya başladıktan sonra evden ayrılamamasından yola çıkarak 2 gün gelmemesini de endişelendirici buluyordum.

Yine uzun zamandır gelmediği bir günün gecesinde,ki iki gündür yoktu, geç saatlerde son bir defa seslenmeye çıktım.

Son enerjisini kullanarak sürünerek geldi Kaju. Burnu simsiyahtı, ziftte batmış gibiydi, bir gözü akıyordu.




Burnundan nefes alamıyordu, ağzından nefes almaya çalıştığından da dili bir karış dışarıdaydı.

İlk etapta birşeyi olmadığını düşündüm, eve getirdim, ciğer filan da yemedi.
Yattı uyudu.

Sabah yanıma yatağa geldi, durum fenaydı. Akan göz tamamen kapanmıştı. Zor nefes alıyordu. Burun ve ağız darbe almış gibiydi. Dişetlerinde sorun vardı.

Evde herkes uyuyordu. Kimseyi uyandırmadan veterinere gittik sabah 7.30 da.
Burnundaki siyahlık kan pıhtısıymış. Gözüne de darbe almış ve mikrop kapmış. Veteriner kafasına bir darbe aldığını söyledi. Dişetleri de hasar görmüş. Katı beslenemiyordu. Büyük tuvaletini röntgene göre iki gündür yapmıyordu ve kediler en fazla üç gün dayanabiliyormuş.(Allahtan içorganlar sağlamdı.)

Veteriner eve vermedi. Orada yani hastanede kalması gerektiğini söyledi.

Göz damlaları, antibiyotik iğneler bir hafta uğraştık. 2 gün tuvalet için bile dışarı çıkmak istemedi korktu. 5. gün kendi rızasıyla oyuna başladı. 6. gün de ilk defa dışarı isteyerek çıktı ve gece dışarda yattı.

Ancak gördüm ki kediler gerçekten dokuz canlı. Şu anda canavar gibi.Gece gezmelerine başladı.

Canlardan biri gitti kaldı sekiz.

Umarım geri kalan sekizi doğru kullanır.

Hayvanlar olmadan evler çok eksik, hayat çok renksiz.


“Kedi Sevgisi ve Ciğerin Mucizesi: Kaju’nun Hikayesi”

Yazılarımda sık sık kedilere olan düşkünlüğümden bahsediyorum.

Beni tanıyanlar zaten bu yönümü çok iyi bilirler.

Kendimi bildim bileli hep kedim oldu.

Ancak küçük yerde yetişmeden gelen alışkanlıkla, hep kedilerim yarı sokak yarı ev kedisi olarak hayatlarını sürdürdüler.

Yani gezmeye tuvalete dışarı çıktılar, oynamaya, uyumaya ve sevilmeye eve geldiler.

En uzun ömürlü kedim ki doğum tarihi Mayıs 1995, geçen hafta aramızdan ayrıldı.

O da hayatının 8 yılını İstanbul'da ama, bir bahçede bir evde, geri kalan kısmını da Trakya'da bir köyde geçirdi. Hatta İstanbul'da kızıyla beraber martı tutup eve getirip balkonda yemişliği bile vardır, size o kadar diyeyim.

İstanbul'da kızlar doğduktan sonra bizi seçen ve evimize gelen kedimiz Haydut'u 2 sene önce sebebini bilmediğimiz bir şekilde kaybettik. Araba mı ezdi, elektrik mi çarptı, zehirli birşey mi yedi bilemiyorum.

Kızım o kadar üzüldü ki, yeni kedi alabilmek için onu 2 senede ikna edebildik.
Ve Kasım 2012 de yeni kedimiz evimizle tanıştı.

Adı Kaju.



O da bir sokak kedisi.
Evimizin yakınında, bahçesinde birçok kedi besleyen bir çiftin kedisiydi, adını da onlar koymuştu.

Bu beyefendi çok insan canlısı olduğundan hemen bize alıştı.

Ancak kendisinin tek bir negatif yönü vardı.

İnanılmaz yemek seçiyordu.

Ev yemekleri denendi, hatta kocamdan gizli arada köfte filan verildi, yok, yemiyor.

Kuru mamanın her markası alındı, bir öğün yiyor, ertesi öğün koklayıp beğenmiyor, hatta protesto olsun diye mama tabağının etrafını kazıyormuş gibi yapıyor.( Çok kötü mama verdiniz, ben bunu yemem, yaptığım birşey gibi gömerim manasında anladığım kadarıyla)

Yaş mama deseniz aynı, konserveyi açıyorsunuz, ilk öğün yiyor, ertesi öğün bayatladı diyerek ağzına koymuyor.

Kedi bizim mahallenin sokak  kedilerinin tümünden zayıf, görseniz bunun sahipleri hiç bunu beslemiyor dersiniz. Kardeşi eski ailesiyle beraber yaşıyor ve bizimkinin boyut olarak iki katı olmuş durumda.

Mart da geldi, bizimki devamlı sokakta, artık sokakta ne yiyorsa, evde sudan başka birşeyi ağzına koymuyor.

Gerçi veteriner dedi, sokakta hayvanseverlerin koyduğu mamalar, besin değeri düşük bol yağlı ve kalitesiz mamalar, sokağa çıkan kediler onları sever, onları yer, evde de sizin verdiğiniz mamayı beğenmez. (O mamalar cips gibidir, sizin evde verdiğiniz de şehriyeli yeşil mercimek yemeği)

Her zaman söylerim, anneler her zaman her şeyin en doğrusunu bilirler. Hele ki benim annem.

Geçenlerde beni çağırdı, karşısına oturttu.

"Bak kızım" dedi, "Gittiğin yol değil, yol değil."

"Tez bir ciğerci buluna, kediye ciğer alına, eve yakın yok biliyorum ama çok miktarda al, pişir deep freeze koy, çıkar çıkar ver."

Ben de tabii annemi dinledim, evimize uzak sayılan bir semte giderek ciğer aldım.
Doğal olarak ( akciğer tabii ki, karaciğer değil)  mamaya göre oldukça ucuz.

Eve geldim ve pişirdim.

Aman Allahım.

Bizim kedi çıldırdı.
Yemek ama, nasıl yemek.

Kasım ayından beri evde toplam yediği miktarda yemeği sanırım birkaç günde yemiştir.

Mart ayını filan taktığı yok, evden ayrılmıyor. Her ayağa kalkanla beraber mutfağa koşuyor, belki ciğer verir diye.

Tuvalet ihtiyacı için dışarı çıkıyor ve hemen koşarak eve geliyor, evde yoksak da paspasa kıvrılıp eve gelmemizi bekliyor.

Sanırım ciğerin kalorisi düşük, hala kilo aldığı yok ama en azından çok mutlu, karnı doyuyor ve evde zevkten çılgınca oyun oynuyor. Koridorlarda, odalarda toplanmadık halı kalmıyor ama ne yapalım, Kaju'yu da böyle kabul edeceğiz artık.

Sözün özü şudur.

Atalarımız ne eylerse güzel eyler.

"Kedinin ciğere baktığı gibi" adlı atasözünü biz evde her gün dramatize ediyoruz, bu atasözü gerçekten doğrudur, deney ile sabittir, zira Kaju buzdolabı ile yemek tabağı arasındaki 1.5 metrelik mesafede sabırsızlıktan çılgına dönmektedir.

Ben eminim ki, diğer atasözlerini gerçekleyen anılarımız da hepimizin vardır ve olacaktır.

Herkese bir kedi ile beraber yaşamanın, onun mutluyken gırlamasının  insana verdiği huzurla dolu bir hayat dilerim.



Kedi Mamalarından Sağlık Endüstrisine: Modern Hayatta Tüketim ve Kontrolün İncelikleri

Bir dostum kısa bir süre önce evine bir kedi almaya karar verdi. Adı Paşa …
Aslında ona bir sokak kedisi almasını tavsiye ettim, böylece bir yavruyu kışın sokakta kalıp çöp karıştırmaktan kurtaracaktı, ama o asil bir yavru "siyam"ı tercih etti..

Benim iflah olmaz bir kedi sever olduğumu bildiğinden sordu:

“Hangi malzemeleri almalıyım kedi için? Hangi kabı, hangi tabağı, hangi kumu ve hangi mamayı?”

Benim eski kedim "part time "ev kedisi olduğundan, yani tuvalete dışarı çıkıp geldiğinden  kum kabı, kedi kumu sorunumuz olmadı. Yemeğini eski bir kaseye koyuyorduk, mama ise kaçamadığımız zorunlu tüketim maddesiydi. İlk geldiğinde 3 gün aç bıraktık ama ölüm orucuna girdi, ev yemeği yemedi, mama bekledi.

Arkadaşıma dedim ki “Paşa‘yı mamaya alıştırma… Ev yemeği ver… Ben çok uğraştım beceremedim lakin belki sen becerirsin.”

“Yok, ev yemeği vermem, tüyleri dökülüyormuş, koku yapıyormuş, kedi sağlıksız oluyormuş “ dedi.

Durduk ve aynı anda birbirimize ”İyi de neden bizim saçımız dökülmüyor o zaman?”  dedik.

E, biz kediye ev yemeği verirsek  mama satan petshop endüstrisi nasıl kalkınacak???

****
Bundan 4-5 sene önce eşim daha 35 yaşındayken baş ağrısı şikayetiyle doktora gitmişti. Doktor standart tahlilleri yaptığında “Senin kolesterolün yüksek, ilaç kullanmalısın“ dedi. Eşimin o zaman 35 yaşında olduğundan yola çıkar ve Türkiye’de ortalama yaşam süresinin 72 olduğunu kabul edersek, en az  37 sene ilaç kullanacak olması, ilaç sektörü için iyi bir haber …Çünkü bir defa kolesterol ilacına başlarsanız, bir daha bırakamıyorsunuz.

E, doktor ilaç yerine spor önerirse ilaç sektörü kolesterol ilacını nasıl  satacak?
****
Geçen sene annem koşa koşa gidip domuz gribi aşısı oldu.
11.09.2009 tarihinde T.C Sağlık Bakanlığı "Her 100 kişiden 33 ü domuz gribi olabilir " dedi. 2009 yılında bakanlığın domuz gribi bütçesi 140 mio TL idi.
Hastalıkta ölüm oranı 1/10.000 olarak seyretti. (Türkiye’de trafik kazasından yıllık ölüm oranına yakın) Obama, hastalığın tedavisi için 1.8 mia USD tahsis etti.
Eğer tüm dünyaya ilaç satmanın yeni bir yolu bulunmazsa krizdeki Amerikan ekonomisi başka türlü  nasıl refaha çıkacak?
****
Sağlık sigortanız mı var??? Eğer hastane "erkek" olsanız dahi, check–up yaptırmaya gittiğinizde utanmasa size "menapoz" testi yapmaya kalkmasa özel hastaneler hayatlarını nasıl idame ettirecek??
Bizler, her birimiz  farklı sektörlere para kazandırmak için kullanılan konu mankenleri olmaktan nasıl kurtulacağız?