“Sadece Ünlü Çocuğu Değil: Mithat Can Özer ve Piston Albümü Hakkında”

Geçen akşam Yalan Dünya dizisinde ilk defa denk geldim onlara.

Aslında gazetede okumuştum ama itiraf ediyorum ön yargımdan dolayı pek de oralı olmamıştım.

Kıskançlık mı deyin, ön yargı mı deyin ne derseniz deyin bilemiyorum, ünlülerin çocukları da ünlü olunca ben o kişilere nedense gıcık oluyorum.

Doğru örnekler de çok tabii ama genellikle birçok kişi sadece anneleri ya da babaları ünlü diye hak etmeden bir yere geldiklerinden Mithat Can Özer'e de ön yargılı yaklaştım kabul ediyorum.

Gerçi Aylin Livaneli, Ayşe Özyılmazel, Murat Evgin, Dağhan Külegeç gibi bu işi hakkıyla kotaranlar oldu ama...

Onu taaa ben bile gençken Sertap Erener'in "Sakin Ol" klibinde çilgınca dans eden çocuk olarak hatırlayanlarınız vardır.

Basında hep onun hakkında müzisyen kişiliği ile değil de çapkınlığıyla ve ilişkileriyle ön plana çıktığından Piston grubunu çok da ciddiye almadım. Haaa bir de baklavaları ve adonisleriyle..Gazetelerde onun beslenme  metodolijisi ile ilgili yazılar okumadan geçmek imkansızdı bir aralar.

Yok yıllardır pizza yememiş, yok hayatında kebap acılı Adana denememiş filan. Zaten tatlı ile hiç arası yokmuş.

Ancak Yalan Dünya dizisinde canlı performanslarını izledikten sonra hemen internete sarılıp grupla ilgili araştırma yapıp parçalarını dinledim ve şu an utanıyorum.

Albüm geçen sene çıkmış.

Aslında Mithat Can Özer 7 yıl önce şarkı yazmaya başlamış ama daha sonra arkadaşları ve annesinden şarkı söylemesine yönelik ısrarlar gelince o da şarkı söylemeye karar vermiş. Bu süreçte aranjörlük, prodüktörlük gibi konulara da el atmış.

Grup üyeleri kendisinden büyük, diğer elemanlarla daha çocukken tanışmış.

Albümün adı Tamperaman. Enteresan bir isim.




Bu tiyatro dilinde iç enerji ve coşku demekken Klasik Batı Müziği’nde bir sekizlik ölçüyü 12 eşit parçaya bölen sistem anlamına geliyor.

Ben harika bir Sezen Aksu parçası olan " Bu Yüzden" e takılıp kaldım. "Azad et Beni" diğer sağlam parça.

Albümdeki 12 parçadan biri Sezen Aksu parçası. Diğer 10 şarkının sözü  Mithat Can Özer tarafından yazılmış.

Ben aslında sözlerini beğendim bu albümdeki şarkıların. Ama insanlar benimle benimle pek aynı kanıda değil.

Yoksa Tarkan'ın söylediği "Gel, Gel Acımayacak" benim hiç tarzım değil ve bence sözler de çok ne biliyim, annesinden çok çok farklı düzlemde diyeyim aşkı anlatırken, siz anlayın.


Ben Türkçe Rock sevenlerdenim, ama bu grubun çıtasının diğerlerine göre oldukça yüksek olduğunu söylemek zorundayım.

Siz de deneyin derim. 

Mehmet Erdem: Buğulu Bir Ses, Kıyıda Köşede Kalmış Şarkılar

Bir önceki yazıda hayatın anlamını sorgularken adını vermeyen bir okuyucum yazıma " Herkes Aynı Hayatta " adlı parçanın ne kadar uyacağını söylemişti.
Çok da haklıydı, zaten yazıya hemen parçanın linkini ekledim.

O zaman aklıma geldi ki aslında ben uzun zamandır yazmam gereken birisini yazmamışım.

Mehmet Erdem'i..

Duydunuz mu, tanır mısınız?

Aslında çoğunuz biliyorsunuzdur..En azından "Hakim Bey"'i..Sezen Aksu'nun bu harika parçasını bilirdik ama Merhmet Erdem'in  sesiyle yeniden hatırladık, sevdik. (Sezen Aksu ve Zülfü Livaneli versiyonlarını da dinleyebilirsiniz)

Ama radyolarda en çok "Hakim Bey" çalsa da, bence " Herkes Aynı Hayatta" kendisinin en iyi parçasıdır.

"Sınıf" adlı dizi için yapılan bu parça çok çok "ağır" bir parçadır bence..

Nereden başlasam bilmiyorum, Mehmet Erdem'in CV o kadar kabarık ki..

Aslen Malatyalı olan Mehmet Erdem Manisa'da  büyümüş, liseye İzmir Fen Lisesi'ne gitmiş.(Tevellüt 1978)

Ardından çoğu Fen Liseliler gibi Boğaziçi Üniversitesi..Makina Mühendisliği okumuş..




Boğaziçi'nde okurken, Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu'na girmiş.

Oradan da Kardeş Türküler'e..

Dinlerken belki size çok klişe ama, Chris Rea dinliyormuş gibi gelecek.

Ya da bana öyle geldi, bilmiyorum.

Öyle oktavı çok geniş, acayip güçlü bir sesi var filan diyemeyeceğim.

Hatta şarkı söylemekten çok konuşuyormuş gibi..

Ama o kadar etkileyici, o kadar buğulu bir ses ki..Mendilleri hazırda bulundurmakta fayda var.

Leonard Cohen'e de benzetenler var sanıyorum. Bence her ikisi de isabetli benzetmeler.

"Kalbim Seni Seçti" dizisinin müziklerinin, "Leyla ile Mecnun"'un "Yalan"'ının onun tarafından söylendiğini duysanız ne dersiniz bilmiyorum. Polis ve Avrupa Avrupa dizi - film müziklerinde de onun emeği var.

Ama ben kendisine Altın Portakal getiren "Deli Deli Olma" film müziklerinin hakikaten kariyerinin üst noktası olduğuna inananlardanım.

Şerif Sezer ve Tarık Akan'ın devleştiği bu iç burucu filmde o müzikler olmasaydı film o film olamazdı bence..

Biraz da neşeli şeylerden bahsedelim.Her fırsatta dile getirdiğim ve fena halde hayranı olduğum " Çalgı Çengi" filminin müzikleri de onun elinden çıkmıştır.

Albümünde kıyıda köşede kalmış olarak tabir ettiği mesela Fikret Kızılok'un "Bir Harmanım Bu Akşam" gibi parçaları yorumlamış. Kendisi o kadar alçakgönüllü ki, "Bazı şarkıların defterleri dürülmüştür,Üzerlerine hiçbir şey ekleyemezsiniz. O şarkılara dokunmuyoruz. Kıyıda köşede kalmış şarkılara yer verdik." demiş.

Dinleyip değer vermeyi haketmeyenler arasında öne çıkıyor zannımca..Ama bana inanmayın kendiniz karar verin derim..

Not : An itibarıyla kendisinin uyuşturucu kullanmak ve satmak sebebiyle mahkemesinin devam ettiğini öğrendim. Sanatçı kişiliğine saygı duymakla beraber bu yönünün kendisine olan takdirimi sekteye uğrattığını itiraf etmek zorundayım.

Çiçek Değil Değişim: 8 Mart Üzerine Gerçekçi Notlar


Sabah işe gittim.
Sağ olsunlar, bazı sevdiğim arkadaşlarım” Dünya Kadınlar Günü”’mü kutladılar.

Örneğin bir tanesi, provokasyon için, fonda” at, avrat, buzat “ üçlemesi içeren bir resimle beraber bir mail atmış.
Çok kibar, zarif olan mesajlar vardı, kendilerine teşekkür ettim, ama hemen ardından da maillere aynı şekilde cevap verdim:

-Dünya Kadınlar Günü’ne inanmıyorum. Prensip olarak eşitlik ilkesine aykırı buluyorum. Dünya Erkekler Günü yoksa, Kadınlar Günü de olmamalı.
Katılanlar da katılmayanlar da oldu fikrime..

Hatta “Karşısın karşı, her şeye karşı “ yorumunu yapan da..
Ama ne yapayım , fikrim bu..

Aslında hepiniz biliyorsunuzdur, bilmem kaçıncı baskı olacak ama, 8 Mart 1857 tarihinde New York’ta, ağırlıklı kadın işçilerin çalıştığı bir tekstil fabrikasında, yapılan grevi durdurmak isteyen polisin, işçileri fabrikaya kilitlemesi, bu arada yangın çıkması ve barikatlardan dolayı işçilerin kaçamaması nedeniyle, çoğu kadın 129 kişi hayatını kaybeder.

Bu gün  1910 yılında Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanmaya başlanır, 1977 yılında Birleşmiş Milletler de günü onaylar. (Ama kayıtlarda New York’taki yangından iz bulamazsınız, günün anlam ve önemi kaydedilmemiştir.)
Bakın, şu anda akşam saat 23.30. Yani Kadınlar günü bitti..Peki ne oldu? Hala dünya aynı, erkekler aynı.. Eeeee?  Bugünü “Sevgililer Günü” gibi bir ticari metaya döndürüp, gül, çiçek, hatta ayakkabı satanlar ekstradan para kazandı, o kadar…Bazı mağazalar da ekstra indirim yaptı..



Bugün yine şiddet gören kadın, şiddet görmeye devam ediyor, birileri karısını,  sevgilisini öldürüyor, hala kızlar okutulmuyor, erkenden evlendiriliyor, zaten yaşam standardı  ortalamanın altında.(sadece maddi açıdan değil, aile, kültür, eğitim vb gibi diğer açılardan) Kadınlar da sevgilisinden, patronundan gül vb alarak/bekleyerek bugünü kutluyor.
Bence  Kadınlar Günü:

Kadınların kollanmasını, korunmasını sürekli vurgulayarak aslında aşağılayan gündür.
Anneler, babalar, gençler, çocuklar için gün kutlanabilir, fakat kadınlar günü manasızdır.

Bir cinsiyeti kutlayan gün olmamalıdır.
Günü kutlayana kadar, kadınlara özel gün ayırmayı gerektiren dezavantajları ortadan kaldırmak, asıl erkekliktir. Bugünü kutlayıp, diğer 364 günde bildiğini okumak değil.


Aslında öncelikle ülkemizde “Birey olabilmek için yeterli altyapın var mı?" gününü kutlamaya başlamayız. Dozajı artıra artıra belki bir gün  kadınlar, erkekler gününe gelebiliriz.
Olay zaten Sezen Aksu’nun “Unzile” ’sini dinleyince tamamen kilitlenip kalmıyor mu?