Devlet Hastanesinde Fizik Tedavi: Hayatın En Gerçek Hallerinden Kesitler

Belki yazılarımdan hatırlarsınız, bundan 6-7 ay önce ayak bileğimi burkmuştum.

Hala tam olarak iyileşmedi ve doktor bir de fizik tedavi görmemi tavsiye etti.

İstanbul'un en önemli eğitim ve araştırma hastanelerinden birine 10 günlük bir fizik tedavi kürüne gitmeye başladım.

Bugün 3. günüm.

Büyük bir ev salonu büyüklüğünde bir oda, 6-7 tane de hastane yatağı düşünün.

Her gün aynı saatte gidiyorum, benimle ilgilenen Teknisyen amca önce ayağıma ultrason yapıyor, sonra da sıcak tutması için bir aparat bağlıyor ve öylece yarım saat kadar yatıyorum.




Hergün aynı saat ve aynı teknisyen olunca da insanlar arası diyaloglar hemen başlıyor tabii.

Bilirsiniz, hayatı ve insanları hastanede, hapishanede, yatakhanede ve askerde tanırsınız derler.

***

50 yaşlarında tonton Teknisyen amca, bu sabah hep eşinden bahsetti.

15 yaşındayken evlendiği eşine duyduğu aşkı anlattı uzun uzun.

O kadın ki, ona dünyadaki en değerli iki varlığı, yani çocuklarını vermiş.
O kadın ona 32 senedir bakmış, odaya girdiğinde ayağa kalkmış, evlatlarını yetiştirmiş, evlendirmiş.

"Hala her sabah erken kalkar kahvaltımı hazırlar." dedi.

"Her sabah evden çıkarken sarılır öper, helallik alırım. Öyle ya, belki de akşam eve dönmek yok. Hayatta ondan daha fazla bana hakkı geçen bir annem var. Eşimden helallik almadan ben öte yana gidemem." dedi.

***

Yandaki yatakta benden daha genç gösteren ama benimle aynı yaşta bir bayan var.

Gözlerinin içi gülüyor hep.

16 yaşında anne olmuş. 24 yaşında bir oğlu varmış.
Oğlu engelliymiş. Detay vermedi ama aynen bebek gibi bakıma muhtaç dedi.

Yemeğini bile hala blendırdan geçirip yediriyormuş.

Eşi, çok istediğini bildiğinden onu umreye göndermeyi teklif etmiş geçenlerde.

"Benim haccım, umrem evimde." dedi. "Ben oğlumu bırakır gidersem ona kim bakar. Onu bırakıp gittiğimde o hac o umre kabul olur mu? Bence olmaz."

Hep dualarında " Rabbim onu benden sonraya koyma, yoksa ona kimse benim gibi bakmaz." diyormuş.

***

77 yaşındaki teyze, bastonla yürüyor. Ama kolunda ve boynunda inci kolyesi, üzerinde pullu taşlı bluzu eksik değil. Ben bastonunu yaşlılıktan sanmıştım önce. Oysa 28 senedir o bastonla yürüyebiliyormuş. Bizim teknisyen amcayı da bu sebeple 25 senedir tanıyormuş gide gele. Artık ana oğul gibi olmuşlar, aralarındaki sevgi gözlerinden okunuyor. Teyze ona şöyle dua ediyor. "Cennetin 8 kapısı varmış, Rabbim o 8 kapıyı da sana açsın inşallah."

***

Hayatında koltuk kavgası, iş entrikaları, daha iyi giyinmek, daha çok süslenmek, daha çok para kazanmak ve zengin koca bulmak dışında bir şey olmayıp steril hayatlar yaşayanlara bir devlet hastanesinde fizik tedavi kürü almalarını öneririm.

Atomu Parçalamaktan Daha Zor: Ön Yargıyı Kırmak

Bir baba ile oğlu arabada yolda sohbet ede ede gidiyorlarmış. Birden trafik kazası yapmışlar, kötü bir kazaymış, baba kazada ölmüş, oğlan yaralanmış. Oğlu gözlerini hastanede açmış, içeri doktor gitmiş ve "Merhaba oğlum." demiş.

Eee, babası kazada ölmemiş miydi? 

Kimdi acaba "Merhaba" diyen??

İşte Türk toplumunun ataerkil ön yargısı..

Doktor, annesi olamaz mı??

***

Bundan yıllar önce çalıştığım kurumun Yöneticilikte Motivasyon konulu bir seminerine gitmiştim.

Semineri Üstün Dökmen veriyordu. Hep televizyonda gördüğüm ve çok sevdiğim bu önemli bilim adamının, bilim adamı olmak yerine Stand Up'çı olması gerektiğine o gün karar verdim.

Her neyse..

Üstün Bey, 20 senedir sahneye çıktığını, anfi, TV, benim katıldığım gibi özel sunumlar gibi sunumlar, hayatında kimsenin onu dinlerken uyumadığını, ama en son TRT için yaptığı "Küçük Şeyler" çekiminde, en önde oturan yaşlı kadının devamlı kafası öne düşüp uyukladığını anlatıyordu.

Kadın o kadar uyuyormuş ki, en önde de oturduğundan, Üstün Bey bir türlü konsantre olamıyor.

Hatta çekime ara verildiğinde, bir şekilde kadının en önden kaldırılmasını istiyor.

Ara verildiğinde tam yer değişikliği operasyonu yapılacakken, yerinden kaldırmayı düşündüğü yaşlı kadın yanına geliyor, elini sıkıyor ve:

-Üstün Bey çok teşekkür ederim, gerçekten çok harika vakit geçiriyorum, hatta son birkaç senedir hayatımda en güzel vakit geçirdiğim anlar diyebilirim. Ben kanser hastasıyım, uzun süredir kemoterapi görüyorum, bu nedenle bütün hayatın evden hastaneye, hastaneden eve geçiyor. Bir ahbabım sizden bahsetti, çekimlerin ücretsiz olduğunu, gelirsem iyi vakit geçireceğimi söyledi, ben de geldim. Gerçekten dediği doğruymuş, bana büyük değişiklik oldu.
diyor.

Üstün Bey ise:

- Tabi, çok sevindim iyi vakit geçirdiğinize..Lütfen her hafta gelin, misafirimiz olun..Size en önde yer ayıralım.

diyor.Biraz da kendinden utanarak..

***
Ön yargı  bir taraf tutma biçimidir. Bir ideolojik fikri veya bakış açısını koşulsuz desteklemek anlamında kullanılır. Ön yargı, halk arasında genellikle bir kişinin kararlarının ağırlıklı bir şekilde tek taraflı olarak ortaya çıkmasında kullanılmaktadır. 

Ön yargı, bir kişi ya da olaya ilişkin yeterli bir  bilgi edinmeden, önceden , peşin bir bir karara varmış  olma durumudur. Toplumun  küçüklükten itibaren kulağımıza  fısıldadığı her  kelime ve sunduğu her resim, ön yargımızın temel taşlarıdır. Ön yargı, insanların düşüncesizliğine bir  kılıftır.




Her birimiz, başkalarının ön yargılı davranışlarından dolayı mağdur olmuşuzdur.
Ama muhtemelen her birimiz , ön yargılarımız nedeniyle başka insanların mağdur olmasına da yol açmışızdır.

Belki hayatımızın aşkını, belki hayatımızın işini, belki potansiyel en değerli dostlarımızı, ön yargılarımız nedeniyle detaylıca sorgulamadan ve klişelere takılarak hayatımıza hiç sokmadık ya da kısa sürede çıkardık, kim bilir?

Atalarımızın yüzyıllardır oluşturduğu düşünce ve kültür sistemini benimsemek güzel ama, aradan geçen zamanın, teknolojinin, eğitiminin, düşünce sisteminin hayatımıza kattıklarını yok sayarak yaşamak içinde bulunduğumuz dönemde  bize yakışmıyor bence..

Bu önemli konuyu güzel bir hikaye ile bitirmek istiyorum.

Bir bilgeye sormuşlar:

''Efendim, dünyada en çok kimi seversiniz?''

"Terzimi severim", diye cevap vermiş.

Soruyu soranlar şaşırmış:

"Aman üstat, dünyada sevecek o kadar çok kimse varken terzi de kim oluyor? O da nereden çıktı?"

Bilge:

"Evet, dostlarım, ben terzimi severim. çünkü ona her gittiğimde, ölçümü yeniden alır. Diğerleri öyle değil. Bir kez hakkımda bir yargıya vardılar mı, ölünceye kadar beni hep aynı gözle görürler."