Pazar..2 Şehirde Köylü Gibi Yaşamanın Keyfi

Önceki yazıda pazarlardan bahsediyorduk ki baktık konu uzadı, devamını bu yazıya bıraktık.

Pazarlarla ilgili diğer önemli bir husus pazarda pazarlık yapabilme olasılığınızın olması.

Misal dün kıvırcık alıyordum, 3 tl lik, 2 tl lik ve 1.5 tl lik marullar vardı. Benden önceki beyefendi 10 tane filan aldı, 3 lüklere 1.5 tl teklif etti. Ben de o zaman ben de 1.5 tl veririm dedim ve 3 tl liklerden aldım gittim.

Genelde denir ki pazara akşam üstü gidin, fiyatlar düşmüş olur. Evet fiyatlar düşer ama, seçilenler seçilir, size eğri büğrü ürünler kalır. (tabi gıda pazarından bahsediyorum. giysi pazarı için ilk argüman geçerlidir.) 

Biz çocukken pazarda seçmece yok derlerdi. Ama şimdi her pazarda alacağınız ürünü seçmenize izin veriyorlar.Seçmeye izin vermeyen tezgahtan almayın zaten. Bir tek o tezgah yok ya.

Pazar girişinde ilk tezgahlar da diğerlerine göre daha pahalı olur unutmayın.

Eskiden pazardan her şeyi kiloyla almak gerekirdi. Artık 10 biber, 1 nar vb gibi alışveriş yapılabiliniyor. Hala yapılmadığını düşünerek yanılmayın marketlere mahkum olmayın.

Eğer devamlı aynı semt pazarına gitme şansınız varsa sabit tanıdık birkaç esnaf edinmekte fayda var. Böylece sizin farkedemediğiniz bayat ürünleri tanıdık esnaf zaten size vermeyecektir.

Daha önce Ataköy'de otururken Ataköy'de pazar yoktu. Pazar günleri oldukça uzak olan Şirinevler pazarına gitmek gerekiyordu ve kitap dahi vardı bu pazarda. Eşimle hem başbaşa yürüyüş yapma hem de alışveriş olarak değerlendirirdik pazar günlerini.


Burada ise çevrem pazar açısından zengin. Pazartesi günü Bağlarbaşı pazarına Beykoz'dan süt dahi geldiğini duydum. Bir gün de orayı deneyeceğim.

Hep gıda pazarından bahsettim. Geçen hafta gittiğim üçüncü pazar ise Üsküdar'da kurulan büyük pazardı. Buradan gıda almadım, ancak diğer aradıklarımın hepsini buldum. Fermuar bile vardı size öyle diyeyim. Çantacılar, iç çamaşırcılar, kıyafet satanlar, nevresim, havlu , herşey vardı. İnsan ürün çeşitliliğini ve fiyatları görünce kendini dışarıda kazıklanmış hissediyor.



Gıda dışı pazarlar konusunda Kadıköy Salı-Cuma pazarı, Ulus Pazarı, Bakırköy, Beşiktaş, Bahçeşehir Pazartürk gibi pazarlar oldukça ünlü. Bazı ünlü markaların serisonlarını dahi bulabiliyor ve kredi kartı ile ödeme yapabiliyorsunuz.

Çocukluğu Mustafakemalpaşa'da geçmiş biri olarak belki her hafta köylerden taze sebze getiren teyzelerden birşeyler almaya alışmışım, manda yoğurdunu, peyniri.. Bu nedenle kasabalı yanım hep bir yerden ortaya çıkıveriyor işte.

Evet tabii ki vakit nakittir. Vaktiniz yoksa marketlere mahkumsunuz, ama vaktiniz varsa kırın zincirlerinizi.

Alın malzemelerinizi, yapın lahana turşunuzu, yazın yapın salçanızı, dün kopmuş biberden yapın dolmanızı.

İnanın hoşunuza gidecek, bir daha marketlere giderken bir daha düşüneceksiniz.

Keseniz bereketli sofranız lezzetli olsun.

Siz pazardan alışveriş yapıyor musunuz? Yorumlarda buluşalım.

Dondurma Kutusundan Lezzete: Köyden Gelen Ev Yemekleri Hikayesi

Ben de çocuklar da çok şanslıyız.

Eşimin ailesi yılın büyük bir bölümü köyde yaşıyorlar ve orada olmanın gereğinden de fazlasını yapıyorlar.

Yani ekme, biçme, çiftçiliğin yanı sıra tarhana, salça, turşu, fasulye, nohut, mercimek, ev ekmeği, soğan, patates ve hatta pekmez, peynir, zeytin, reçel, yoğurt, köy yumurtası, köy yoğurdu, köy tavuğu.

Bu liste bitmez.

Sağolsun kayınvalidem tüm bunları yapmakla kalmaz bir de torunlarına yollar.

Ben ve eşim de eşantiyon olarak bu imkandan yararlanırız.

Köyün evimize 150 km uzakta olması nedeniyle, bu malzemelerin getirilmesi götürülmesi de ayrı bir uzmanlık gerektirmektedir.

Tüm bu nedenlerle evimizde her türlü atık madde geri dönüşümden geçer.

Yani yumurta kartonları, boş yoğurt kutuları, boş peynir kutuları, cam kavanozlar, eski gazeteler ve dondurma kutuları asla çöpe atılmaz.

Tüm bunlar eğer ben kıyamet kopmuş da birşey yapmayı becerebildiysem dolu ama, yüzde 90 boş olarak köye gider ve yukarıda saymakla bitiremediğim iyi tarım ürünleri ( Ne yazık ki organik diyemiyorum, eve yakın bir çok tarla var ve bu tarlalarda ne yazık ki bol bol tarım ilacı kullanılıyor.) bu kutu ve kavanozların içinde evimize gelir.

Özellikle dondurma kutuları çok kritiktir.

Buzlukta duran dondurma kutularında ya daha önce haşlanmış tavuğun suyu vardır, ya yoğurulmuş pişirilmeye hazır hale getirilmiş köfteler, kavrulmuş kıyma ya da zeytinyağlı fasulye.

Eğer bir çocuk buzluğu açtığında direk dondurmaya ulaşıyorsa o işte bir enteresanlık var demektir.

Gerçek anneler saklayacakları yiyecekleri saklama kabına koymaz, tupperware ya da ikea saklama kabı yoktur onların dünyasında. Dondurma kutusunda dondurmaya, ancak zengin ve elit ailelerde rastlanır.

Ya da dondurma kutusunda dondurmaya rastlandıysa o ev bekar ya da öğrenci evidir. Hemen bir anne çağırılmalı ve olaya el koyması sağlanmalıdır.

Hatta dondurma kutusundan başka bir şey çıkması o kadar normaldir ve kanıksanmıştır ki, açtığınızda eğer dondurma çıkarsa, " Hay Allah, canım nasıl da yaprak sarma çekmişti." ya da " Şöyle güzel zeytinyağlı sarımsaklı bir börülce olsaydı fena olmaz mıydı?" gibi demeçlerle karşılaşmak çok normaldir.

Daha şekilli olsun diye internette kolaylıkla erişebileceğiniz el işleri sitelerinde bu kutuları daha estetik hale getirmeye yönelik bir çok sayfa bulabilirsiniz.

Ama ben bunu hiç samimi bulmuyorum, doğal olmak her zaman tercihim olmuştur.




Dolapta zeytinyağlı börülceyi, kavrulmuş kıymayı, kuru köfteyi saklama kabında saklayan anne anne değildir, olsa olsa taşıyıcı annedir.

Akşam oldu, durun ben kalkayım da  kayınvalidemin elleriyle yaptığı ve yoğurt kutusuna koyarak yolladığı kuskusları alayım,güzel bir kuskus yapayım.

Beklerim efendim..