“Serkan Çağrı: Klarnetin Ustası ve ‘Beni Biraz da Böyle Hatırla’ Şarkısının Hikayesi”

Sizlerle zaman zaman sevdiğim şarkıları ve sanatçıları paylaşmayı seviyorum.

Radyoda sık sık denk gelerek çok keyif aldığım ve sonrasında özellikle dinlediğim bir şarkı var.

Aslında Emre Aydın'ı oldum olası severim. Ama bence bu parçayı özel kılan klarnetleri.

Evet sanırım anladınız hangi şarkıdan bahsettiğimi..

"Beni Biraz da Böyle Hatırla.."

Özgün bir beste değil.

Ünlü Yunan besteci Nikos Papadopoulos'un bestesine sözler yazarak yapılan bu parçayı bence Yunan besteci dinlese belki de kendi şarkısından çok daha güzel olduğunu farkedecek.

Şarkının girişi öyle bir giriş ki, Serkan Çağrı genel söyleme göre "klarneti ağlatmış." 

Evet sözler de çok güzel yazılmış ama, parçayı bu hale getiren Serkan Çağrı'nın klarneti olmuş bence.

Serkan Çağrı'yı sanırım hepiniz tanıyorsunuz ama ben ondan bahsetmek istiyorum bugün.

Edirne Keşan doğumlu olan Serkan Çağrı 1976 doğumlu. 7 yaşında klarnet çalmaya başlamış ve 13 yaşındayken yaş ortalaması 40 olan yarışmacıların bulunduğu bir yarışmada birinci olmuş.

Konservatuvar mezunu, masterını tamamlamış ve doktorasına yurt dışında devam ediyor.

Diğer yandan da üniversitede hocalık yapıyor.



Dünyanın önde gelen klarnet ustalarından Giora Fiedman, kendisinin 75 yaşında geldiği noktanın Serkan Çağrı'nın klarnete başladığı nokta olduğunu söylüyor.

Konuya o kadar hakim ve otorite bir sanatçı ki, yarattığı yeni perde tasarımı ile üretilen bir klarnet dünyaca ünlü yabancı klarnet firmaları tarafından "Serkan Çağrı Model" olarak dünyada satılıyor.(Adına dünyada cam klarnet üretilen 2. sanatçıymış, diğeri de ondan önce yukarıda bahsettiğimiz Giora Fiedman imiş.)

Eyvah Eyvah filmini seyretmeyenimiz yoktur. Orada Ata Demirer'e klarneti öğreten, filmin müziklerini yapan da Serkan Çağrı. Kızlarımızın arabada dinlemekten çok büyük keyif aldığı bir albümdür Eyvah Eyvah müzikleri.

Televizyon programlarından yakınen tanıdığımız sanatçıyı en son sahnede Sting ile beraber İstanbul konserinde gördük. Ama daha önce o Gipsy Kings ile, George Zamfir ile, Ian Anderson ile zaten sahneye çıkmıştı hatırlarsanız.

Kendisi kadar ünlü diğer bir meslekdaşının özel hayatındaki çalkantılar, oluşturduğu olumsuz örnek davranışları da gözönüne aldığımızda kendisinin kalitesi ve farkı hemen farkedilmektedir.

Umarım sadece üniversitelerde değil, Trakya'da kendisi gibi doğuştan yetenekli çocuklara da klarnet öğretir.

Ben böyle başarılı ve genç "gerçek" sanatçıları görünce, belki çocuklarımıza da model olur, belki onları başarıya motive eder diye çok sevinip, kendi boş geçen hayatım için hayıflanıyorum.

Sizden ricam bu yazıyı okuduktan sonra Badem ile beraber performansı olan "Sen Ağlama" şarkısını dinlemeniz.

Ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.

http://fizy.com/#s/3y7uli




“Öyle Deli Gibi Esme Başım Dönüyor”: Geçmişle Yargılamak mı, Umutla Bakmak mı?


Pazar günü internette bakınırken, Cüneyt Özdemir’in bir yazısına denk geldim.
Yazının başlığı “Öyle Deli Gibi Esme Başım Dönüyor.”

Aslında yazı Cüneyt Özdemir ‘in ailesiyle yaptığı Mikonos gezisini anlatıyordu.
Ama başlık bana bambaşka şeyler çağrıştırdı.

Türk pop müziğinin bence en önemli bestecilerinden Metin Özülkü’nün bir parçası vardır.

Bilirsiniz hepiniz.

“Seninle Olmak Var Ya..”

Gerçekten çok özel bir parçadır. Eşi Eda Özülkü ile söyler.

Bu şarkı herkesçe bilinir ama hak ettiği yeri bulamazdı.

2003 yılında hayatımıza bir yarışma girdi. Popstar. Bu yarışma yurtdışından alınan bir formatla yapılmış, o dönem de hayli ilgi görmüştü.

Sunuculuğunu Gamze Özçelik ve Haldun Dormen, jüri üyeliklerini de Armağan Çağlayan, Ercan Saatçi, Ahmet San ve Deniz Seki yapmıştı.

O yarışmada 1. olamasa da sanırım hepimizin aklında yarışmadan bir kişi kaldı.

Bayhan..


Baygın gözleri, ilginç el hareketleri, uzata uzata söylediği şarkıları ve ilginç hayat hikayesi ile bence herkesin aklında kalan tek kişi o oldu. 

İnsanlar onu desteklemek için her hafta deli gibi SMS ler falan atardı. Kulakları çınlasın, bir iş arkadaşımın gün içinde iş yerinde başka muhabbetti olmadığından ben de merak ederek programı izlemiş ve sonra Bayhan’ı fark etmiştim.

Yarışmacılar her hafta bir şarkıyı seçer, Cumartesi akşamı finalde o şarkıyı söyler ve jüri ve halk tarafından değerlendirilirdi.

Bayhan, bir hafta final şarkısı olarak işte yukarıda bahsettiğim “Seninle Olmak Var Ya “ şarkısını söylemişti.

Yazıyı yazarken hatırlamak için yeniden dinledim, ama aynı zamanda kusura bakmayın izlemeye dayanamadım.

Sanki yüksek dozda uyuşturucu almış ve o şekilde sahneye çıkmış gibi bir hali vardı.

Sonra bir gün onunla ilgili bir haber bomba gibi patladı. Bayhan yarışmadan önce cinayet işlemiş ve hapis yatmıştı.

Bunun üzerine de jüri üyelerinden Deniz Seki, Bayhan'ın gençlere kötü örnek olduğunu savunmuş ve  "Bu bir popstar yarışması ve milyonlarca genç gerçekten kimleri örnek alacak? Cezaevinden bir popstar çıkamaz.." demişti.



Ve ardından jüriliği bırakmış yerine Zerrin Özer gelmişti.

Gerçekten çok acımasız bir yargılama. Tabii ki ortadaki durum hiç hoş değil, ama insanların yüzüne devamlı geçmişi vurularak ve geçmişiyle yargılanarak, gençlerin nasıl ilerlemesi sağlanır, nasıl başarıya kanalize edilir biraz düşünmek lazım bence.

Her neyse, aradan çok yıllar geçti.

Benim aslında çok sevdiğim ve bu nedenle annem ve eşim tarafından da arabesk bulunduğum bir sanatçı olan Deniz Seki, önce bir yasak aşk yaşadı, ardından da uyuşturucu nedeniyle hapis cezası aldı.

Şimdi ne yapmalıyız?

Cezaevine girenden popstar olmaz diyerek, Deniz Seki’nin üzerine de sünger mi çekmeliyiz?

Yoksa acılarla pişirdiği ve benim ruhumu okşayan o güzel şarkılarını dinleyip, geçmişi unutup bir daha bu tip kötü olayların yaşanmamasını mı dilemeliyiz?

Sizce hangisi doğru?

“Mardin’den Sanatın Sesi: Adnan Koç ve Şehrin Mistik Havası”


Dün bir arkadaşım aradı.
Mardin’de yaşıyor.

İşten güçten konuştuk biraz.
Daha önce Mardin’e iki kez gittim. Hayran olunmayacak bir şehir değil biliyorsunuz. Rüya alemi..Herkese mutlaka tavsiye ederim. Bu arada arkadaşım da beni Mardin’de  gayet iyi ağırlamıştı. Kulakları çınlasın.

“Yine gel.” Dedi.
“Gelirim“ dedim , ama bir şartla….

“Elinizde onlardan başka da  var mı ?” dedim.

“Ne?” dedi.
***
Durun en baştan anlatayım.

Daha önce de bahsettim. Televizyonla çok aram yok. Sadece bir dizim var devamlı izlediğim, onun dışında herşeyi bölük pörçük izliyorum.
Muhteşem Yüzyıl’ı seyrediyorum. Birkaç haftadır da önemli rollerden birinde birisi var ki , yani öyle böyle değil.

Aslında beni tanıyanlar bilir, iflah olmaz bir Kıvanç Tatlıtuğ hayranıyım ama, ne olduysa artık, bu genç adam onun tahtını yıktı benim gözümde. Yani resmen Kıvanç’a ihanet ediyorum ama, ne yapalım..
Behram Paşa, yani Adnan Koç..Gerçi geçen hafta İbrahim Paşa harcayıverdi onu ve diziden ayrılmak zorunda kaldı ama olsun, ben unutmayacağım, unutturmayacağım.

Adnan Koç ilk defa dizide dikkatimi çekti, arkasından “bu kimdir” diye şöyle bir araştırdım. Mardin’li. 1981 doğumlu.2006 yılında TRT tarafından yapılan ses yarışmasında birinci olmuş. Aslen Türk Sanat Müziği sanatçısı, albümü var. 12 tane de filmde oynamış.
Ama bir çoğumuz onu ilk defa Behram Paşa rolüyle fark ettik. Ya da ben en azından ben ilk defa orda gördüm.

İşin şakası bir yana  yakışıklı filan ama, beni asıl etkileyen, neredeyse nesli tükenmekte olan erkek Türk Sanat Müziği sanatçı ailesine  böylesine faydalı bir eser olarak katılmış  olması. Kendisi halen İstanbul’da bir kulüpte haftada iki gece sahne alıyormuş, bunun yanında da Radyo Alaturka’da haftada bir saat program yapıyormuş.(Annemin evine de yakınmış sahne aldığı yer, acaba bir akşam kızları anneme bırakıp gitsek mi?)
Elimizi salladığımızda popçuya çarptığı bir dönemde, bu yolu seçmiş olmasından dolayı kendisini tebrik ediyorum.

Az önce Mardinli sanatçılar hakkında bir araştırma yaptım da, sanırım, oranın havasından suyundan, hakikaten daha çok fazla sanatçı çıkmış Mardin’den..
Mardinlileri sanatçı, zanaatkar kılan, Arap lehçesiyle okunan sabah ezanını, ışıklandırılmış Ulucami’ye bakarak dinlemenin verdiği huzur mudur acaba?