31 Temmuz 2012 Salı

Güveçte Patlıcan ve Pirzola Ama Aslında Gerçek ve Doğal Hayat..


Bir önceki yazıda salça ve kuru patlıcan tarifi vermiş ama amacımın yemek tarifi vermek olmadığından bahsetmiştim. Ama yer kalmadığından devamını bu yazıya bırakmıştım.

Köyde hafta sonu olup da kayınbiraderim, eşi ve çocuğu da aramıza katılınca, köy daha da keyifli oldu.

Kayınpederim ve kayınbiraderim bal kovanlarını açıp petekleri aldılar. Bal doldurmak için kaç kavanoz yıkadım bilemiyorum. Gerçi bu bal operasyonundan herkes birkaç arı sokmasıyla nasibini aldı ama, olsun, "Emeksiz yemek, ısırıksız doğal bal" olmuyor.

Günün en keyifli bölümü, kayınvalidemin liderliğinde hazırladığımız güveçti.

Bu yörede peçka tabir edilen ama kuzine ya da maşinga denilen fırınlı sobanın üzerinde, yani odun ateşinde pişirdiğimiz güvecin tarifi şöyle:

Öncelikle belirteyim, et dışında tüm malzemelerin kayınvalidem tarafından yetiştirildiğini ve bu nedenle her şeyin ekstra doğal ve lezzetli olduğunu belirtmek istiyorum.

Önce soğanları ince ince doğruyoruz, karabiberini, tuzunu, kimyonunu, pul biberini  ve yağlı kıymasını ekliyor ve yoğuruyoruz. Yoğurduğumuz bu kıymalı malzemeyi güvecimizin en altına bastırarak yayıyoruz, güvecin altı tamamen bu malzemeyle kaplanacak.

Tercihan şişman patlıcanları soyup tuzlu suda bekletip sıktıktan sonra uzun uzun ve  ince ince doğruyoruz. Kıymalı malzemenin üzerine patlıcanları diziyoruz ve üzerine bir sıra pirzola koyuyoruz. Daha sonra yeniden patlıcan, soyulmuş ve  küçük küçük doğranmış domates, tohumları alınmış ve üç parmak genişliğinde kesilmiş biber, dişlerine ayrılmış bir baş sarımsak da üzerine sırayla konuyor. En üste bir sıra daha pirzola ve doğranmış domates ekliyoruz. Güvecimizin kapağı kapatıyor ve  sobanın üzerine koyuyoruz. Ağır ateşte üç ya da dört saat pişiriyoruz. Aslında kapağa hava almasın diye hamur yoğurup kapatmak da mümkünmüş ama biz hamurla uğraşmaya üşendik.




Güvecin piştiğini şöyle anlıyoruz: Koyduğumuz yedi ya da sekiz tane patlıcanı bir daha görmememiz gerek. Güveç tencerede patlıcanlar tamamen yok olacak ve eriyecekler.

Bugünkü yazı da yemek kitabına döndü, farkındayım ve kusura bakmayın.
Ama aslında gelmeye çalıştığım nokta şu:


Yıllardır iş güç uğruna, gerçek ve doğal hayatı ve tadları tamamen kaçırmışım. Bu tip işleri hep başkalarının yapmasını ve hazıra konmayı beklemişim. Oysa yüzyıllardır büyüklerimiz yazdan her şeyi hazırlamışlar ve kışın da yemişler. Hem emek vermesi keyifli, hem de yıllardır yaptığım mekanik iş ve görevlerden sonra kendimi daha insan ve de kadın hissettim. Büyüklerimiz yüzyıllardır hata yapıyor olamazlar değil mi?

Neyse, zararın neresinden dönülse kardır ..

Haa, kışa Ekşili Kuru Patlıcan Dolması yemeğe bekliyorum..

2 yorum:

  1. Ok :) hazırladığın salçadan bize de pay düşer di mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Emeksiz yemek el boyamadan salça olmaz :)) Gel sen de koye, beraber yapalım , beraber yiyelim.

      Sil

İlginizi Çekebilir;

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...